7 Ağustos 2026, Havana
Değerli yoldaşlar,
ABD emperyalizminin artık açık bir soykırım suçuna dönüşmüş olan abluka politikasının yarattığı ağır koşullara rağmen bu toplantıya ev sahipliği yapan ve bizleri Havana’da bir araya getiren Küba Komünist Partisi liderliğine, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Yoldaş Díaz-Canel’e, Küba Komünist Partisi Siyasi Bürosu Üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Roberto Morales Ojeda’ya, Küba Komünist Partisi Siyasi Bürosu Üyesi ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla’ya, Merkez Komitesi Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Yoldaş Emilio Lozada’ya ve tüm parti kadrolarına teşekkür etmek istiyorum. Türk komünistlerinin ve halkının dayanışma duygularını ve devrimci selamlarını kendilerine iletiyorum. Dünyanın dört bir yanında mücadele eden farklı partileri temsilen bu toplantıda bulunan tüm yoldaşları da selamlıyorum.
Bu toplantının teması, 100. doğum gününü kutladığımız büyük devrimci Fidel Castro’nun siyasi ve düşünsel mirasını da kapsıyor. Son birkaç aydır Fidel Castro’nun yazılarını ve konuşmalarını yeniden okumaya başladım. Kuşkusuz, yaşamı, her biri kendi koşulları ve hedefleriyle belirlenen farklı dönemlerden geçti. Ancak bütün bu dönemlerin üç belirleyici ortak özelliği vardı: düşmana asla boyun eğmemek, devrimci ideallerden asla vazgeçmemek ve son derece güçlü bir ahlaki anlayışı korumak. Fidel Castro bu üç ilkeyi, koşulların sunduğu olanakları son sınırına kadar zorlayarak savundu.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından çok önce dünya komünist hareketinin sorunlarını ve zayıflıklarını gördüğü açıktır. Zaman zaman sert ama haklı eleştirilerde bulundu. Sonrasında yaşanan geri çekilme onu derinden üzdü ve dikkatini giderek sosyalist Küba’nın bu küresel koşullar altında nasıl ayakta kalabileceği sorusuna yöneltti. Bunu yaparken, başta Latin Amerika’ya olmak üzere, bu derin ahlaki anlayışı dünyanın dört bir yanına yaymayı sürdürdü.
Bugün Fidel Castro’yu ve mücadelesini anarken, düşüncelerimi onun her zaman tercih ettiği biçimde, açıkça, dürüstçe ve içtenlikle ifade etmek istiyorum. Bunu yapmak için doğru zaman şimdi.
Yoldaşlar, ABD emperyalizminin sürekli ileri sürdüğü bir yalan var; anlatıya göre Küba, Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere başka ülkelerde yıkıcı faaliyetlerde bulunuyor. Bu büyük, büyük, çok büyük bir yalan, kirli bir yalan. On yıllar önce bu temelsiz saldırı Sovyetler Birliği’ne yöneltiliyordu. İlginçtir ki Küba Devrimi’nin tarihi bunun tam tersini gösterdi. Hepimiz biliyoruz ve CIA’in de çok iyi bildiğinden eminim ki Küba Devrimi’nin sözüm ona Sovyet niyetleriyle hiçbir ilgisi yoktu.
Devrimler, gerçek devrimler, iç dinamiklerin sonucudur ve dışarıdan parmak arayan Yankee’ler kendi parmaklarına odaklanmalıdır. Çünkü devrimler çok uluslu tekeller, NATO, emperyalist savaşlar, sömürünün sonuçları ve emperyalistler tarafından desteklenen diktatörlük rejimleri tarafından kışkırtılır.
Bu anlamda komünistler, kendi ülkelerinde gerçek bağımsızlığı savunan, her ülkenin içişlerine müdahale edilmemesini savunan tek güçtür. Evet, her anlamda enternasyonalistiz, ancak her ülkedeki devrimci mücadele, kendi kararlarını alan ve bu kararları hayata geçirebilen bağımsız bir öncü parti gerektirir. Fidel’in yarattığı ve önderlik ettiği muzaffer hareket bu ilkenin gerçek ve başarılı bir örneğiydi.
Yoldaşlar,
Bugün dünyada yaşadığımız kâbus herhalde hiçbirimiz için şaşırtıcı değil. Marx tarafından bundan yaklaşık 150 yıl önce işleyiş mekanizmaları bütün ayrıntısıyla ortaya konan kapitalizmin ömrünün gereksiz yere uzamış olmasının bedelini ödüyoruz.
Bugün bizleri konuk eden sosyalist Küba’nın yaşadığı sorunlar ve o sorunları çözmek için atmak zorunda kaldığı birçok adımı da bu bedeller arasında saymak zorundayız.
Savaşlar, göç dalgaları, işçi sınıfının 20. yüzyılda kazanılmış haklarına karşı beş kıtada sürmekte olan kesintisiz saldırı, siyasetin alanının daraltılıp emekçi halkın siyaset yapma hak ve imkanlarının ortadan kaldırılması, bütün bunlar kapitalizmin kriz dinamiklerinin ürünü ve asla geçici karakterde değil.
Buradan ülkelerimize döndüğümüzde yeni başlıklarla karşılaşmamız hiç sürpriz olmayacak. Bizim ülkemiz, NATO görevi bahanesiyle Ukrayna’daki savaşın adım adım parçası oldu. Yemen ve İran’a karşı bölgenin gerici iktidarlarının kurduğu askeri ittifaka katıldı. Birçok ülke için geçerli bu durum.
Öyle ki, son yıllarda IMCWP toplantılarını toplayacak yer bulamıyoruz. Bazı ülkeler silahlı çatışmalara dahil olmuş durumda, bazı ülkelerin vize uygulamaları birçok ülkenin vatandaşı için engeller oluşturuyor, bazı ülkeler doğrudan ABD’nin işgal ya da darbe tehdidi ile karşı karşıya.
Yoldaşlar,
Buradan bir çıkış var mı?
Kuşkusuz, bu saldırıları hafifletmek, savuşturmak için savunma amaçlı taktikler geliştireceğiz, daha fazla mevzi kaybetmemek için yollar arayacağız.
Ancak kabul etmek gerekiyor ki, kapitalizme geniş hareket alanı ve uzun zaman dilimini hediye etmeye devam ettiğimiz sürece felaketin boyutları daha da artacak. Burada kapitalizm sözcüğünün altını özellikle çizmeme izin verin. Belirli bir politikadan ya da emperyalist sistemin tepesindeki bir avuç ülkeden söz etmiyorum. Bir toplumsal sistemden, yıkmak zorunda olduğumuz bir toplumsal sistemden söz ediyorum.
Kapitalizmin bu saatten sonra şu ya da bu nedenle daha istikrarlı, daha kurallı, barışçıl bir döneme girmesi için bir neden yok. Bütün ekonomik ve siyasi veriler kapitalizmin zincirlerinden boşandığını gösteriyor.
Oysa zincirlerini kırmasını beklediğimiz uluslararası proletaryaydı.
Yoldaşlar,
Bugün milyarlarca kişi bu kabustan çıkış için alternatif arıyor. Ve ne yazık ki, birkaç ülkeyi saymazsak, sosyalizm kapitalizmin biricik alternatif olmasına rağmen, o milyarlarca insanın gündeminden düşmüş durumda.
Ne olursa olsun, bu tabloyu tersine çevirmek zorundayız. İntihar uçuşları, kamikaze dalışları önermiyorum. Mevcut koşulların yarattığı kısıtları veri almak, akıllı olmak, maceralardan uzak durmak zorundayız. Ancak siyasal ve ideolojik mücadelede sosyalist seçeneğin yeniden ağırlığını koyması da mutlak zorunluluktur.
Sovyetler Birliği yıkılmadan önce bir anti-komünist deyiş vardı, hatta afişleri de yapıldı, “Visit Russia Before Russia Visits You”. Bizim de bilmemiz gereken şu, “Destroy capitalism before capitalism detroys humanity”.
Zamana karşı yarışıyoruz. Hangi koşullarda mücadele etmek zorunda kalırsak kalalım, sosyalizmin güncelliğini halkın önüne koymamız gerektiğinde ısrar etmemi umarım saygısızlık olarak görmezsiniz.
Size bir şeyi hatırlatayım:
Kültür-sanat alanında, medayada da 20. yüzyılda elde ettiğimiz büyük üstünlüğün çok uzağındayız. Partimizin üyesi büyük şair Nazım Hikmet şiirlerinin önemli bölümünü SSCB’de yazdı. Ama ülkesi hakkında yazarken, bırakın komünist partisini, sendikaların bile yasaklı olduğu bir İslam ülkesinde yeni bir yaşamı propaganda etti. Yeni bir yaşam iddiası yaratıcılıktır, heyecandır, gençlikle bağ kurmaktır. Bizde Nazım, Fransa’da Aragon, Yunanistan’da Ritsos, Şili’de Neruda ve diğerleri, hepsi umudu ve başka bir hayatı müjdeleyen şairlerdi.
Yoldaşlar,
Türkiye Komünist Partisi, son elli yılda iki faşist askeri darbe, bir Amerikancı kanlı darbe girişimi yaşanmış, normali anormallik olan bir ülkede mücadele ediyor. Temel özgürlükler budanmış, iktidar imparatorluk hedefleriyle bölgesel çatışmalarda taraf olma sevdasında, emekçi halk yılgın, gençler ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Çok karanlık, umut vermeyen bir tablo var.
Bize bazı dostlarımız tarafından önerilen, ülkeyi 25 yıldır kesintisiz yöneten AKP iktidarından kurtulmak için sosyal demokrat partinin himayesinde “demokrasi” mücadelesi vermek. Yoldaşlar, buysa bize düşen, “komünist” adından vazgeçelim daha iyi. Biz 80 yıl boyunca yasaklı olan TKP’yi gün ışığına bu nedenle çıkarmadık.
85 milyon nüfuslu bir ülkede intiharın eşiğine gelen işsiz tek bir genci dahi burjuvazinin yarattığı karanlıktan kurtarmak, ölümü bekleyen çaresiz bir emekliye yeniden yaşama arzusu kazandırmak, işçileri kendilerinden utanmaktan vazgeçirip, irade sahibi kılmak için ne gerekiyorsa yapmak zorundayız.
Bazen devrimci bir konumlanışın değeri birkaç, hatta onlarca yol sonra anlaşılabilir. Bu ölçekte krizler ve çelişkiler üreten kapitalist bir sistem altında, tarihsel bir kırılmaya hazırlanmaktan daha gerçekçi ya da daha devrimci bir politika yoktur.
Bu Türkiye’den bizim bakış açımız. İtiraza, eleştiriye açığız. Bizim kendi deneyimlerimiz ışığında ulaştığımız doğrular bunlar. Umalım ki, bütün bu sözlerin altında ezilmeyelim.
Sizleri en içten komünist duygularla selamlıyorum.
Küba’ya yönelik ablukanın ve saldırganlığın sona ermesini talep ediyoruz!
Küba’dan ellerinizi çekin!
Yaşasın komünizm! Yaşasın Fidel!


