Herkes işini yapsın...

16 Mayıs 2008

AKP kapatılacak mı, Ergenekon soruşturması nereye kadar gidecek, Abdüllatif Şener AKP’yi bölecek mi, asker ne zaman harekete geçecek, ABD desteğini çekecek mi, Avrupa Birliği Erdoğan’a sahip çıkacak mı, hükümet ve genelkurmay Kürt paketinde uzlaştı mı, erken genel seçim gündemde mi?

Bu sorulara verilecek yanıtların Türkiye’nin siyasal dengeleri açısından önemsiz olduğunu herhalde kimse iddia edemez. Sol da bütün bunları “burjuva siyasetinden kime ne fayda” diyerek bir kenara itemez. İzleyecek, pozisyon alacak, müdahale yolları bulacak. İşçi sınıfına bu hengamenin içinden alan açacak.

Buraya kadar tamam.

Lakin sol bu soruların yanıtlarını, belirsizliklerin sona ermesini, baskın eğilimlerin ortaya çıkmasını, sağlam ipuçlarının kendini hissettirmesini bekleyebilir mi? Dur bakalım ne olacak rahatlığıyla kendini bu son derece kritik dönemde bağlayabilir mi?

Böyle de solculuk olmaz.

İşin aslı, bu soruların yanıtlarından bir devrimci strateji çıkmaz. Devrimci strateji, bu soruları gündeme sokan dinamiklere müdahaleyle çıkar. Sözünü ettiğimiz dinamikler epeydir kendilerini hissettirmektedir, bu gazete ve başka yerlerde bütün açıklığıyla işlenmiştir ve güncel gelişmeler bu dinamiklerde en fazla eksen kaymalarına neden olabilecektir. Bu dinamiklerin ortadan kalkması, ya da Türkiye burjuvazisinin sürece hakim olup rahat nefes alması asla söz konusu olmayacaktır.

Kıyametin yakın olduğunu söylemiyorum. Türkiye büyük ülkedir ve Türkiye’de devletin çözülüşü olarak adlandırılmayı hak eden gelişmelerin kısa sürede durulması, yeni bir dengenin yaratılması kolay değildir.

Türkiye solunun görevleri belirginleşmiştir. Sol, burjuva siyasetindeki iniş çıkışların yaratacağı fırsatları, toplumdaki taraflaşma eğilimlerini, ittifak olanaklarını değerlendirerek ana hatları büyük ölçüde kesinleşmiş olan devrimci bir stratejinin taşlarını örmeye devam etmelidir.

Sol kendi işini aksatmamalıdır. “Bu işler nereye varacak” sorusundan bir şey çıkmaz, bu sistemin gidecek bir yeri yoktur. Örnek olsun AKP’nin kapatılması çok önemlidir ve hiç önemli değildir. AKP’nin kapatılmasını bir yere bağlayabiliyorlar mı? Tuncay Özkan mı, Deniz Baykal mı, suyu çıkmış cuntalardan biri mi, Mustafa Sarıgül mü yeni seçenek? Bunlar olmuyorsa medya ve devlet bağlantıları sayesinde şişirilmiş çapsız Şener’e mi kalacak bütün yük? Tansu, Mesut ve hatta Demirel de sıradalar hani... Onlar mı toparlayacak dağılan siyaseti? Yoksa Tayyip’le Abdullah’ın arasını açacak ve Türkiye’yi aydınlığa mı taşıyacaklar? Zinde kuvvetlerimiz hangisini tercih ediyordu, karıştı kafam... Laikliği Gül mü Erdoğan mı koruyacak? Birisi eğilip bükülmediği için tehlike... Diğeri eğilip büküldüğü için! Bunlar “laik” cenahın değerlendirmeleri, ben onların yalancısıyım.

Türkiye’de gericiliği böyle durduracaklar! Gericiyi öbür gericilerle terbiye edecekler. Buradan bir “esenlik” projesi çıkaramazlar. AKP’ye mutlak bir güç atfetmiyorum, bu parti gerisin geri gidebilir ama Erdoğan’ı siyaset ustası haline getiren beceriksizler, çaresizler, korkaklar sürüsü hükümeti ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ...

Sol, ekmeği giderek küçülen, şaşkın, arayış içine giren Türkiye işçi sınıfının aydınlıkta ısrar eden sesi olmaktan vazgeçmemelidir. Tutarlı, inatçı bir biçimde, AKP’ye karşı yürüttüğü mücadele için daha etkili kanallar bulmalıdır.

Sol şunu yapmalı, bunu yapmalı... Solda bunu yapacak kimdir? Solda aydınlanmacılığı, yurtseverliği, kamuculuğu savunacak kimlerse onlardır. Yurtsever Cephe ve TKP, varsa başkalarına cesaret vermeli, elini uzatmalı ama her şeyden önce kendi görevlerini iki adım ileri bir adım geri temposuyla değil; bekleyerek, arkasına bakarak, burjuva siyasetine ilişkin sorulara takılıp kalarak değil, uzun bir süredir dillendirdiği Türkiye gerçeklerinin işaret ettiği devrimci olanaklara güvenerek yoluna devam etmelidir.
Gündemde yanıt bekleyen sorular burjuva siyasetini tıkasın, biz yurtseverleri, komünistleri değil!