Çoban Sülü...
AKP’nin halkçılığından da, demokratlığından da... Gına geldi...
Ne dediğini bilmeyen, ne dediği çok da önemli olmayan bir mankenin ağzından çıkan laflar, Türkiye’de "elitist" diktatörlüğün kanıtı olarak sunuldu ya... Birileri bunu yedi ya...
Çobanlar... Çok çoban tanıdım. Ama ilginçtir, koyun sürülerini güden, davar peşinde koşanların dışında da çok çoban tanıdım. Siyasetçi, hem de komünist olanından, birden fazla çoban tanıdım. Hayvancılık iflas edince kırkından sonra göçüp Ankara’ya şoförlük yapan da tanıdım. "Ben" diyordu, "kuantum fiziğini dağ başında çözdüm de bunu sonradan fark ettim"... Hem çoğumuzdan daha sağlamdı akıl sağlığı, kuantumu bilemem ama kapitalizmin mantığını pek de güzel kavramıştı. Az konuşup çok düşünmekle ilgili olsa gerek... Hepimize lazım!
Lakin, hep beraber tanıdığımız bir çoban daha var, Sülü... Memleket insanını hayvan yerine koyduğu için ama daha çok "halkın içinden geldiği" imajını vermek için bu lakabı pek benimsedi ve hâlâ halkın siyasetçisi pozlarında halk düşmanı cumbabamız...
Yani anlayacağınız şu çoban meselesinden halkçılık yapmak, gariban edebiyatına sarılmak pek mümkün gözükmüyor.
Demirel, Erdoğan takımının öncülüdür, bunların "halk"la yakınlığı halkın tepesine çöreklenmek üzerine kuruludur. Bir ağa, köylüsüne ne kadar yakınsa, bunların halkla ilişkisi en fazla budur ve işin gerçeği bir ağa köylüsüne bunların halka yaptığını yapsa, mutlaka kıçına tekme yapıştırılacaktır.
AKP’nin CHP ile kıyaslandığında yoksullara yaslandığı, varoşlardan daha fazla oy aldığı hepimizin dile getirdiği bir gerçek ancak bu saptama tadında bırakılmalı ve AKP’nin ekmeğine daha fazla yağ sürülmemelidir.
CHP gündemde yoktur, AKP ise düpedüz bir zengin partisidir ve bunların çobanlıktan anladığı halkı “hayvan” yerine koymaktır.
Tayyip Erdoğan geçen ay TKP’yi işaret ederek ve türban geriliminden hareketle, “bunlar geçen seçimlerde halkı hayvan yerine koydular” deme ihtiyacı hissetmiştir. TKP, geçen seçimlerde “sürüden ayrılma zamanı” demişti ve keşke dediğini daha yaygın, daha gür biçimde dillendirebilseydi... Çoban müsvetteleri tarafından hayvan yerine konan halkımıza, buna isyan etme çağrısıydı bu ve çağrı kesinlikle yürürlüktedir, bugün Tayyip’i “yoksul babası” olarak görerek onun peşinden gidenleri uyarmak açık bir vatandaşlık görevidir.
Mankenin “benimle bir çobanın oyu nasıl bir olur” sözü ne kadar skandalsa AKP’nin garibanı oynaması da o kadar büyük bir skandaldır.
Ayaktakımı ile düzlenmekten rahatsız olan mankenin “genel oy hakkı”na isyan ettiği ve AKP’yi kapatmak için girişimde bulunan zihniyetin “halk korkusu”nu naif bir biçimde dillendirildiği iddia edildi.
Solculuk adına benzer değerlendirmeler yapılmaya başlanması utanç vericidir. Türkiye’de sistemin yıllardır “halk düşmanlığı”na yaslandığını kimse inkar edemez ama unutulmamalıdır ki, AKP cumhuriyetin kazanımlarını tehdit eder memleketi uçuruma sürüklerken, aynı zamanda halkı da yok etmektedir. Bir adım daha ötesidir halk düşmanlığından ve ciddiye alınmalıdır.
Daha önce sermaye iktidarı halkı karşısına almaktaydı, AKP ise halkı başkalaştırmakta ve çürütmektedir. Mankenin dediklerini boş verin, çürüyen halk ile direnen halk bir ve aynı değildir!
