İşçi sınıfı ve AKP
1 Mayıs’ı “demokrasi” mitingiyle –siz onu AKP’ye destek diye okuyun- kutlayan Hak-İş’in yöneticileri miting öncesinde Anıtkabir’e çıktılar. Başkan Salim Uslu, adet olduğu üzere çelengi yerine koymakla görevli tören askerlerinin hemen arkasında yürüdü. “Biz bu AKP’ciliğimizle ne yapacağız” kaygılarını gidermek için olsa gerek, Ata’sına 1 Mayıs’ın tatil edilmemesi nedeniyle yaşadığı burukluğu da yazdı…
Kurtarır mı?
Bence kurtarmaz!
Hak-İş gericiliğin sendikal hareketteki uzantısıdır ve bilindiği gibi dinciler Anıtkabir’e allerjiktir. Mecbur kalmadıkça bu seremoniye katlanamazlar.
Ama Hak-İş’in “kurtarmayan tarafı” sadece iki başlı takiyyeciliği değildir.
Bu arada; takiyyenin öteki başını, geçenlerde Süleyman Çelebi bir televizyon programında Hak-İş’in 1979 tarihli bir belgesinden aktardı. O belgede Hak-İş, kızılların bayramı, yahudilerin ve siyonistlerin silahı ve Türk milletiyle alakasız 1 Mayıs’ı lanetliyordu…
Mesele bu bile değildir, çünkü gericilerin sahteciliğine alışığız!
Asıl soru, “bu AKP’ciliğimizle ne yapacağız”dır ve bunun yanıtı yoktur.
AKP tarafından kusulan işçi sınıfının, aynıyla yanıt vermesi ve AKP’yi kusması kaçınılmaz görünmektedir.
Benzer bir sorunun Türk-İş’in de başında olduğunu daha önce burada yazmıştım. AKP’nin, en büyük konfederasyonun yönetimine ağırlık koymasından hemen sonra, Türk-İş’in iktidar partisiyle mesafe tayinine ihtiyaç duyması ilginçtir.
Bu mesafe tayininin nasıl şekilleneceğini kestirmek güç. 1 Mayıs’ın ele verdiği bölünme halinin nereye varacağı hakkında spekülasyon yapmak da benim işim değil. Ancak Türk-İş içi somut dengelerin detaylarına ve kişisel rollere vakıf olunması durumunda, akıl yürütmeler spekülasyon düzeyinin ötesine geçebilir. Benim söyleyebileceğim tek nokta, bu işin spekülatif/öznel değil, nesnel bir sorun olduğudur.
AKP iktidarının mekanizması şöyle çalışıyor: AKP ilerledikçe sınır ihlal ediyor. Örneğin Türkiye’yi yönetemeyecek ölçüde dincileşiyor. Belki büyük burjuvaziyi rahatsız edecek ölçüde kadrolaşıyor. Bir olasılıkla, işi emperyalizmle, hizmet bedelini pazarlık etmeye vardıracak!
Bu bir tercih değil mekanizma. Bu mekanizmanın bir projeksiyonu emekçilerle ilişkide vücut bulmaktadır. AKP artan gücünü emekçilerin aleyhine kullanmak zorundadır. Hem gücünü artırması, hem de –örneğin sadakaya daha fazla kaynak ayırarak- geniş anlamıyla halkı, özel olarak işçi sınıfını kollaması mümkün olmuyor. Sendikal yapıları yedeğine alması ise akla bile getirilmemeli.
Nesnel sorun bu noktada. AKP’nin emekçileri kusma mekanizması bu.
Ancak emekçilerin basit bir karşı refleks geliştirecekleri düşünülmemeli. Geniş emekçi kitlelerin bu yola girdiklerini ve AKP’yi akın akın terk ettiklerini iddia etmek için henüz çok erken. Emekçiler ezilmeye ham haliyle değil, yalnızca belirli ideolojik, siyasal katalizörlerin varlığında tepki gösterirler.
Bu noktada, bugün AKP’ye yönelik olarak kamuoyunda yaygınlaşan eleştirilerin bir emekçi sınıf karakterine sahip olmadığı bilinmelidir. İşçilerin ilericilik-gericilik veya laiklik-dincilik eksenlerinde bir taraf olduğunu söylemek güçtür.
AKP’ye yönelik eleştirinin sahipleriyle işçi sınıfı arasındaki bağ da, kitlelere özel bir itilim sağlamıyor. “Eleştirilerin” daha fazla adı duyulan sahipleri, ya hukuk kurumları, ya akademisyenler, nadiren askerler olmaktadır. İşçilerin bunlara özel bir yakınlıkları yoktur. Hatta tersi doğru! Bu arada liberal medyanın, işçi sınıfını dışlamakta çok daha pervasız olduğu hatırlanmalıdır; bu kesim külliyen es geçilebilir. Sonuç olarak eleştiriler içerik ve itibarlı adres açısından emekçiler nezdinde kusurludur.
Emekçiler alabildiğine ezilmekte, sömürü ağırlaşmakta ve kabalaşmakta. Bu tablonun karşı refleksleri açığa çıkartmaya yetmemesinin ötesinde, ideolojik ve siyasal faktörlerin eksikliği, bugüne kadar olası refleksin önünü kesmiştir.
Ya şimdi?
1 Mayıs, bir dizi nedenle AKP’ye yönelik kamuoyundaki eleştirel havanın emekçi sınıflara taşınmasına aracılık etmiştir. Toplumdaki ideolojik dengelerin AKP aleyhine işaretler vermesiyle beraber, sınıfı temsil eden pozisyonlar bu yönde kayma göstermeye başladı. Bu kaymanın sendikacılarda, sendikal kurumlarda ve öncü işçilerde karşılık bulmasından daha normal ne olabilir?
Ancak devre tamamlanmış olmuyor. İç içe iki eksik önümüzde duruyor.
Bir: AKP’nin arkasına tenekeyi işçilerin bağlaması sağlanmalıdır.
İki: işçilerin öne doğru attıkları adım bir örgütlenme dinamizmiyle birleşmezse uçup gidebilir. İleri adım örgütlenmeye bağlanmalıdır.
İkisi birden, uzun zamandır eksik kalan bir “işçi hareketi”nin memlekete geri dönmesi demektir.
Bunlar aynı zamanda 1 Mayıs 2008’den çıkartacağımız görevlerdir.
