Diyarbakır yalanları

30 Mayıs 2008

İkinci AKP döneminin Türkiye’nin Kürt politikasında yeni bir evreyi temsil ettiği doğrudur.

Bir: Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel “Kürt iktisat politikası”, vülgarize edersek, yatırım yapmayalım, yoksul kalsınlar, kolay boyun eğsinler, çabucak başka diyarlara ya da öbür dünyaya göçsünler biçimindedir. AKP, bu klasik inkarcılığın sınırlarını ilk zorlayan değildir. Ama Kürt coğrafyasını Türkiye kapitalizmine tam boy eklemlemek için bu kez ortada yeni bir iktisadi faktör vardır. İlk kez yerel burjuvazi Ankara’nın partneridir.

İki: Türkiye’nin bölünme sendromu hiç bu kadar gerçek bir durum haline gelmemişti. Buna karşılık AKP bu sendromu kendi açısından kaldırdı. Barzani devletçiğiyle iyi geçinerek, Türkiye’nin Kürt bölgesinin ayrı kimlik edinmesini önemsizleştirmek biçiminde bir strateji vardır ortada. Varacağı sonuçlar arasında en ağırlıklı olasılığın bölünmeyi işaret etmesi bir yana, bu yeni bir durumdur.

Üç: Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak kimlik sunumunda İslam, memleketin yüzde doksan dokuzunun Müslüman olması yoluyla Türklüğün içinde “ima” edilirdi. Şimdi Kürt politikasında İslam, Türklük kategorisinin altındaki gölgeli alandan çıkartılıp Kürtlük kategorisini ezmekte kullanıma sokulmaktadır.

Ekonomi, siyaset ve ideoloji düzlemlerindeki bu yeniliklerin kendi içlerinde ve AKP’nin samimiyeti açısından sorgulanması yersiz olur. Ortada savaş vurguncusu ve belediye rantçısı bir yerel burjuvazi vardır ve AKP bu sınıf fraksiyonunun da partisidir. Ortada Türkiye’nin önemsizleştirilmesi ve küçültülmesini kapsayan bir Ortadoğu senaryosu vardır ve AKP emperyalist senaristlerin acentesidir. Ve Türkiye’nin ortasında yönetici diye islamcı, şeriatçı bir hareket vardır.

Dolayısıyla; yalanın sırıttığı yer burası değildir.

Yalanın ilk sırıttığı yer bütün bunların demokratikleşme anlamına geldiği tezidir. Dinci taassuba esir düşüp bölünmeye yüz tutmuş ve bir avuç zengin Kürdün öne çıktığı bir demokrasi!

Diğer yalan ise özellikle ekonomi alanını ilgilendirmektedir. Türkiye kapitalizminin bir bölgesel kalkınmayı gerçekleştirmeye ne mecali ne niyeti var. Kalkınma denince ortalama vatandaşın gözünün önüne, iş olanakları, ekonomik canlılık, yaşam kalitesini dönüştüren tüketim olanaklarının gelişmesi gelecektir. Sözcükten artık farklı şeyler anlayan burjuvazi ise eski algılamayı beslemekten başka bir şey yapamaz. Erdoğan gider ve “dört milyon kişiye iş” diye uydurur. Ne de olsa “yalandan kim ölmüş” diye bir halk deyişimiz bile vardır!

Çağdaş kapitalizmin kalkınmadan anladığı şeyin içinde, bir, istihdam artışı yoktur; iki, toplam iktisadi artığı toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla yeniden paylaştırmak veya sosyal uygulamaya kaynak aktarmak yoktur. Böyle bir ekonomik canlanmaya konu olan bir bölgede eşitsizliklerin derinleşmesi, proleterleşmenin hızlanması ve acımasızlaşması kaçınılmazdır.

Yalanın özü buradadır. AKP’nin yeni Kürt iktisat politikası, Kürt yoksullarının açık kamyon kasalarında pamuğa, fındığa göçmelerini değiştirmez. Bölgede işsizlik, batıya veya güneye göç baskısı sürüp gider. Kayıt dışı istihdam, dolayısıyla son derece düşük ücret düzeyleri uygulanmaya devam eder.

Sadece yerli ve dinci burjuvazinin önü açılır. Para babalarının bu kesiti, “burjuva demokrasisi”ne dahil edilmiş olur.

DTP bu politikaların ve AKP’nin karşısında nasıl durulacağının değil, nasıl durulamayacağının örneklerini vermektedir. Baydemir’in hükümete yönelik eleştiride merkeze oturttuğu, hükümeti “doğuda kurmamakla” eleştirdiği “Kalkınma ajansı” nedir, biliyor musunuz?

“Yönetim Kurulu; koordinatör vali, bölgedeki diğer illerin valileri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın temsilcisi ve Danışma Kurulu üyeleri arasından, Danışma Kurulu tarafından her ili temsilen seçilecek birer özel sektör temsilcisinden oluşur…
“Danışma Kurulu her ilden, her kurumu temsilen bir kişi olmak üzere; koordinatör vali, bölgedeki diğer illerin valileri, DPT Müsteşarlığı temsilcisi, Ajans Genel Sekreteri, üniversite temsilcileri, Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu, Türkiye İş Kurumu, Halk Bankası, Ziraat Bankası, Türkiye Kalkınma Bankası, il ve ilçe belediye başkanları, il genel meclisi temsilcisi, Kamu İktisadi Teşekkülleri temsilcileri, oda temsilcileri, sanayi iş adamları derneği temsilcileri, basın ve yayın organı temsilcileri ve diğer sivil toplum temsilcilerinden oluşur.”

Diyarbakır belediye başkanının ilgilendiği konu, Diyarbakır burjuvazisinin rant mekanizmalarına organik olarak daha fazla dahil edilmesinden ibarettir.

Kürt yoksul emekçileri için ne AKP bir yeniliği ne de DTP bir direnci temsil etmektedir.