Dil korkusu

11 Nisan 2008

Başbakan, Diyarbakırlı heyeti kabul ettiği sıra yine küfretmekten geri duramamış. Anadilde eğitim diyen baro başkanı Erdoğan tarafından yalancılıkla itham edilince toplantıyı terk etmiş. Anlaşıldığı kadarıyla başbakan, engin bilgisine dayanarak anadilde eğitim diye bir şeyin dünyada örneği bulunmayan bir Kürt uydurması olduğunu düşünüyor.

Kimseye yaranamayan sivil toplum heyetine takılmayacağım. Ben anadille ilgiliyim.

Anadil ve Kürt sorunu başlıklarında AKP’nin 21. yüzyıl demokrasisinin öncüsü mü yoksa seksen yıllık devlet çizgisinin bekçisi mi olduğu, daha çok tartışılır. Tartışılmaz olan bu çetrefilli konuda AKP aklının bir muamma olduğudur.

Kürt sorununa cemaatleşme çözümünün Kürtlerin anadille ilgili en demokratik haklarını bile kapsamadığı anlaşılıyor. Öte yandan aynı sürecin iki halkın ayrışması ve Türkiye’nin resmen bölünmesi yönündeki dinamikleri beslediği de görülüyor.

Cemaatleşme ulus-devletin reddidir. Ama galiba bizde, günde beş vakit dua edilirse bir ara yol bulunur sanılıyor. Bu ara yolda ülke elden gidiyor, ama karşılığında Kürtler herhangi bir şey kazanmıyor!

Sorun Erdoğan’ın bilgi birikimiyle, AKP’nin cin fikirli tarikat liberalleriyle başlayıp bitmemektedir. Sorun dünya kapitalizmindedir.

Dünya kapitalizmi iki yüzyıl tek-uluslu çok-uluslu, tek-dilli çok-dilli demeden model bellediği ulus-devleti ve onun milliyetçilik ideolojisini reddetmiş, bu sürecin aşıldığını söyleyerek bir tarihsel fiyaskoyu teslim etmiş bulunuyor. Yerine koyduğu bir deli saçmasıdır.

Ulus-devlet emperyalist merkezlerde güçlenecektir; diğer yerlerde ise ya dağıtılması, ya da önemsizleşmesi tarihsel bir zorunluluktur! Ulus-devletlerin bazıları için egemenlik, bazısı için ordu, çoğu için ayrı hukuk veya ekonomi bakanlıkları lükstür! Kimi ülkeler turistik otele, bazı halklar külliyen askeri güce indirgenmektedir! Anlaşılan modernleşme, kalkınma gibi demode işlerle uğraşmak yerine dünyaya ayak uydurması gereken Afrika’da, bu yolda nüfusun üçte birinin ölmesi, ikinci üçte birin Avrupa’ya göçü, geri kalanın da köleciliğe geri dönmesi gerekecektir! Çok-uluslu, çok-kültürlü batı “demokrasileri” bile ayrışma sürecini parayla satın alabildiği ölçüde hayatını sürdürecek; bu arada ekonomik haklarını hatırlayan yoksullara, şimdilik din kültürüyle idare etmeleri söylenip, anlamayanlara arada sopa atılacaktır!

Buradan emperyalizmin yeni dünya haritaları çıkabilir; ama uluslar, etnisiteler, dil ve kültürel haklar gibi konularda dişe dokunur hiçbir şey çıkmaz.

AKP’lilerin bir şey bildikleri yok, ama sorun AKP’de değil dünya kapitalizminde. Bu konuda o çok bilmiş, kimileri yeşilcilikten devşirilmiş AB müfettişleri de farklı değiller.

Ancak ek olarak Türkiye’deki dil korkusu çaresizlik ve çıkışsızlığın üstüne tüy dikmektedir.

AKP anadilde eğitimin ancak parayla alınacağı görüşünde.

Kürtçe diye bir dilin var olmadığı(!) zamanları özleyen MHP’yi geçelim.

CHP ise devletin etnisite farklarını belirginleştirmek diye bir görevi olmadığını düşünüyor…

Devletin Türkiye’yi dağıtmakta olan emperyalizme hizmet görevi sürsün! Ulusal birlik adına IMF’yle anlaşılsın, ordu NATO’dan emir alsın, yabancı sermaye gücendirilmesin!

Ama; halkın konuştuğu dil mi! Maazallah ülkeyi bölersiniz!

Sömürgeleşme karşısında dilleri tutulanların dil paranoyasından yatağa düşmeleri kaçınılmazdır.

İşin aslı, sosyalizmin bu alanda dünyanın bütün ezilen dillerine ve kültürlerine parmak ısırtacak, ne kilise ve cami avlularına terk edilen burjuva modernizminin, ne de deli saçması tarikat-cemaat demokrasisinin boy ölçüşemeyeceği bir tarihsel örnek yarattığıdır.

120 civarında dilin yaşadığı Sovyetler Birliği’nde Rusça ortak iletişim diliydi. Her cumhuriyetin kendi resmi dili veya dilleri vardı. Cumhuriyet düzeyinde “ulusal” nitelik taşımayan diğer “Sovyet dilleri”nde de eğitim ve yayın yapılıyordu. Fince bir başka devletin de dili olmasına karşın, Yidce ve Roman dili ise, bu halkların hayli dağınık bir dağılım göstermelerine karşın, Sovyet dilleri arasındaydı. Roman dilinin anadilde eğitim kapsamına alındığı ilk -ve uzun süre biricik ülke- Sovyetler Birliği’ydi. Sosyalizmin aklına, bir değil onlarca Roman dilinin varlığını anadilde eğitim hakkına karşı kullanmak gelmemişti!

Sovyetler Birliği, demokratik özgürlükler yüzünden, merkezi devlet etnisitelerin kültürlerini özgürleştirdi diye değil, emperyalizm piyasasıyla, parasıyla, silahları ve silahlanmasıyla, tüketim ideolojisiyle, diniyle ve yozluğuyla saldırdığı için, devleti ele geçiren karşı-devrimcilerin sabotajları sonucunda yenildi. Sosyalizm altında halkların özgürlüğü ülkeyi bölmüyor, birleştiriyordu!

Sanılır ki, en sıradan demokratik haklar köklü değişim gerekmeksizin kazanılabilir. Yanlıştır. Türkiye’de sosyalizm özgürlüklerin önkoşuludur.