Çoğunluk diktası mı?

23 Mayıs 2008

AKP’nin “işin cılkını çıkardığını” düşünen çevrelerde bir süredir bu deyim kullanılıyor. Kendinizi laik, liberal, sağcı, solcu, Kemalist, vs saymanız fark etmiyor. Bunu söyleyenler, AKP’nin politik hattı ile aralarına belli bir mesafe koyuyorlar ve belki aralarında “işin cılkı çıktı” şeklinde bir değerlendirmeyi alenen dillendirenler pek az bulunuyor. Bu da fark etmiyor…
AKP’nin konumu ve misyonundaki sorunu, işleri diktatörce sürdürme eğilimi olarak görmek ile adam gibi yapılabilecek olan bazı şeyleri lüzumsuz mecralara akıttıkları tezi arasındaki mesafe kısadır. Eğer AKP Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına, izlediği tekil politikalara indirgenmeyecek ise, AKP’nin sorununu “çoğunluk diktası” olarak görmek gizli AKP’ciliktir.
Gizli AKP’ciliktir, çünkü NATO’culuğun, AB’ciliğin, Amerikancılığın makul biçim ve dozda yapılabileceği görüşünü kapsamaktadır. Gizli AKP’ciliktir, çünkü emperyalizme bağımlılığın onurlu bir türünün varolduğunu varsaymaktadır. Gizli AKP’ciliktir, çünkü özelleştirmelerin işsizlik yaratmayabileceğine veya devlet bir yandan özelleştirirken öte yandan istihdamın genişletilebileceğine inanmaktır. Gizli AKP’ciliktir, çünkü kapitalist Türkiye bir yandan tersanecilikte dünya devi olsun, öte yandan da işçilerin sağlığını gözetsin türünden dualar etmektir.
AKP çoğunluk diktası falan değildir. Çoğunluk kavramını tek bir kritere, oy hesabına indirgemek, burjuva parlamentarizminin gerçekliği ters yüz eden ideolojik palavralarından biri. Çoğunluk meselesi daha boyutlu ve daha tarihsel bir yaklaşımla kavranmak zorundadır.
Tarihsel demişken; kimileri çoğunluk diktatörlüğünün Türkiye’de DP’den bu yana ikinci kez gündeme geldiği gibi tarihsel bir anıştırmada da bulunmaktadırlar. Bizim “tarihsel” kavramını bu ucuz benzetmelerden de kurtarmamız gerekir.
1950’lerin DP’si ile 2000’lerin AKP’si arasında elbette benzerlikler vardır. Ancak DP burjuvazinin ne pahasına olursa olsun, memleketi gericileştirerek, yoksulları ezerek, emperyalizme yalakalık ederek ve bu arada egemen güçlerin diğer kesimlerinin nasırları üstünde tepinerek sanayileşme çabasını temsil etmişti. AKP ise ülkenin, o burjuvaların torunlarınca paraya tahvil edilmesinden ve tüm değerlerinin tasfiyesinden başka bir şeyi temsil etmiyor.
DP’nin başarısı ya da başarısızlığının sonrasında yoluna devam edecek bir Türkiye, gelişimini sürdürecek bir kapitalizm vardı. Oysa AKP’den sonrası, bu parti ister başarılı ister başarısız olsun tufandır. Eğer sürecin akışı değiştirilemez ise…
Çoğunluk diktatörlüğü eleştirisinin herhangi bir şeyi değiştirme yeteneği yoktur. Türkiye’nin hukuka uygun, düzgün, demokrasinin kuralları çerçevesinde ve onuruyla yok edilmesi diye bir saçmalık düşünebiliyor musunuz?
Benzetmelerin yetmediği ve anlamsız kaldığı yerde, çoğunluk kavramını da kurtarmanın zamanıdır.
AKP azınlık diktatörlüğüdür. Gittiği yön azınlık diktatörlüğünün biçimlerinden biri olan faşizmdir.
AKP tersanelerde çalışan on binlerce işçiyi ve ailelerini, köylerindeki yüz binlerce yakınlarını mı temsil ediyor, yoksa onlu sayılardaki tersane patronunu ve onların yüzü biraz geçecek sayıdaki ailelerini mi?
AKP devlet terörü olmasa 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacak birkaç yüz bin emekçiyi mi, yoksa işçilerin bir sınıf olmasından ölesiye korkan bir avuç burjuva siyasetçisini mi temsil ediyor?
AKP çoğu Barzanici toprak ağalarını, savaş rantiyesi Kürt zenginlerini mi temsil ediyor, yoksa kamyon kasalarında ölüm toplamaya koşan yüz binlerce tarım işçisini mi?
AKP yurtiçinde ve dışında bütün özel hastanelerin kapılarını parayla açan para babalarını mı temsil ediyor, haftada bir hastane kapısı skandalı yaşayan yoksulları mı?
AKP’nin veya Alman Nazilerinin veya ABD emperyalizminin tetiğine basacak bir başkan adayının kaç oy aldığı önemsiz değildir. Ancak bu oy ilişkisi, ilgili partinin sürdürdüğü azınlık diktatörlüğünün biçimlenişini, rengini, kokusunu “etkilemek”ten öteye gitmez.
AKP’ye çoğunluk diktası yakıştırmak bu partinin gericiliğini ve sömürücülüğünü mazur göstermeye varır.
Öte taraftan geniş kitlelerin ilk sözcükten alacakları memnuniyetin ikinci sözcüğü işitmelerini engelleyebileceği de bilinmelidir. Herkesin iktidardaki partiye mal etmekte anlaştığı halk çoğunluğunun, kendi adına uygulanan bir diktatörlükten şikayet edeceği sanılmamalıdır.
Bu arada; çoğunluk diktası suçlaması geleneksel olarak komünistlere yöneltilir. Sözcüğün yaratacağı olumsuz duygulara karşın, komünizmin emeğin sömürülmesini, ülkenin emperyalizme bağımlılaştırılmasını, gericiliğin örgütlenmesini ve insan aklını iğfal etmesini engelleyeceği, bunları demokrasinin dışına atacağı doğrudur. İlle de bu kavramı kullanacağım diyen varsa, hevesini işçi sınıfının sosyalist iktidarına saklamalıdır.