Bunlar Bize Yazar

18 Nisan 2008

Türkiye’nin çok ilginç bir dönemden geçtiği kesindir. Bu sürprizli bir dönemdir.

Olağan dönemlerde genel olarak yaşanan gündelik gelişmeler bir ana doğrultunun etrafında kümelenir, toplanır. Ana doğrultuyu daha ileriye çeken veya yavaşlatmaya, yönünü değiştirmeye çalışan etkenler de vardır elbette. Ama ortaya çıkan sonuçlar, her şeyin değişmeye açık olduğu yeni bir kavşağa ulaşana kadar belli bir düzenlilik, tutarlılık gösterir. En azından, ara sonuçlar yolun sağından soluna zıplayıp durmaz.

Sık sık bir “kriz ülkesi” olarak andığımız Türkiye’de bu tür düzenli rotalar genellikle kavşaklarda son bulmakta, takla atan araba yola çok gerilerden yeniden koyulmak zorunda kalmaktadır. Ancak yolda bol kaza yaşanması, kazalar arasında belli bir yön kazanılmayacağı anlamına gelmez.

Şimdi araba herhangi bir yere gitmiyor. Anlaşılan AKP hakkındaki kapatma davası sonuçlanana kadar -veya dava sonucunu önemsizleştirecek ölçüde sert başka gelişmeler olana kadar- da belirsizlik ve sürprizler devam edecektir.

Son yıllarda büyük bir açıklıkla öğrendiğimiz bir ders, bize, her krizin, düzeni ve partilerini topluca emperyalizmin yörüngesine yeniden ve daha sağlam yerleştirdiğini söylemektedir. Bu kez de öyle oldu. Zaten gerek ABD gerekse AB, hangi konularda yörünge ayarı yapılmasını istediklerini açık açık dile de getiriyorlar. Bu durumda AKP’nin ana doğrultusu bellidir. Ancak bu ana doğrultu üzerinde birtakım sürprizlerin gerçekleşmesi de kaçınılmazdır. Birincisi, işbirlikçiliğin, arkasına gizleneceği bir paravan kalmamıştır ve aleni işbirlikçilerin alan yitirmesi kaçınılmazdır. Gün, işbirlikçilikte efelenme günü değildir. Üstelik bu sefer emperyalizmden gelen sıkıştırıcı mesajlardaki tehdit öğesi çok büyümüştür. Tehdidin olası yıkıcılığını hafifletmek için bile, emperyalizme hizmet etmenin dışında başka şeyler de yapmak gerekir. Emperyalizmle ilişkiler kulvarında düzen cephesinde büyük kırılmalar olmayacaktır belki ama rotanın derli topluluğundan söz etmek de zorlaşacaktır.

Emek cephesinde de benzer bir belirsizlik egemendir. AKP emeklilik hakkını tasfiye etmekle görevli ve bu görevi savsaklayamaz. AKP sağlığın piyasalaştırılması sürecinde gelinen noktayı ilerletmek durumundadır. AKP kıdem tazminatına el koymak zorundadır çünkü ister kriz rüzgarlarına karşı önlem deyin, ister yağmacılığa devam, sermaye bu kaynağa el konmasına karar vermiştir artık.

Ana doğrultu budur. Ancak bütün gelişmeler bu ana doğrultunun etrafında topaklanmayacaktır. 1 Mayıs için, “eninde sonunda bir gün” denemez. AKP eğer “Türkiye emekçilerinin, solun gücü ne ki 1 Mayıs’tan korkalım” diye akıl yürütüyorsa, yanılır.

1 Mayıs, kural olarak solun ve işçi sınıfının verili gücünün hep çok ötesinde fotoğraf verir. 1 Mayıs, Türkiye’de sola, solun değerlerine ve işçi sınıfına enerji üreten bir kaynaktır. Taksim başlığında tartışmalar bitmeyebilir ama hükümetin emeğe son derece şiddetle saldırdığı bir konjonktürde, 1 Mayıs üzerindeki basıncı, en azından geri çeken adımlar atması gündemdedir.

AKP Sosyal Güvenlik Yasası’na önce, mahkemeden dönen haline daha da emek karşıtı ekler yaparak yaklaştı. Ama tasarının daha önce bir kere yasalaşıp sonra mahkemeden dönmüş olmasını, sendikal muhalefete karşı kullanmayı beceremedi. Tersine Türkiye’de taviz olarak anlaşılması kaçınılmaz olan diyalog yoluna saptı. Hak-İş ve Türk-İş üzerinden hesap yapmaya bile güvenemedi, Emek Platformunu bölmeye çabaladı. Peki şimdi yasanın tıkır tıkır geçip yürürlüğe gireceğini kim iddia edebiliyor?

AKP’nin ayağının altındaki zemin çatlamıştır. AKP’yi var eden zemin, aynı anda ABD emperyalizminin Ortadoğu vahşetine ve bölgede İslami iktidar kimliğine, Türkiye gericiliğinin bütün kaynaklarına ve orta sınıfların liberal-demokrasi dualarına eş zamanlı sahip çıkma yeteneğine, Kürt kimliğini reddedip Kürt ittifakına oynayabilmeye, emekçilerin görülmemiş biçimde ezilmesinden sadaka kültürünün yaygınlaştırılmasına kadar uzanan uçsuz bucaksız bir genişlikteydi.

AKP için en önce gündeme gelen ve yanıtı en güç soru, bu kapsama alanına ilişkin tercihlerde bulunmaktır. Emperyalizme teslimiyet ve emeğe saldırı rotalarında ayağını gazdan çekme olasılığı bulunan bir AKP’nin hiçbir işe yaramayacağını bilen egemen güçler, tercihte bulunmak gerektiğini söylemektedirler.

Egemen sınıfın mı, temsilcisi hükümet partisinin mi haklı olduğu ayrıca tartışılabilir. Ancak bu tablo, gericilik ve emperyalizmin boğucu kuşatmasında emekçiler için ufuk açıcı gedikler açılmasını, objektif olarak mümkün hale getirir. Sürprizler sola yazacaktır. Sol işini yaparsa, ana rotanın baskı altına alınması dahi mümkündür.