AsParti’yi efsane kurtarır mı?
Yaşar Büyükanıt’ın emeklilik günlerine hazırlandığını kamuoyu birkaç ay önce karısından öğrenmişti. Sonra emekliliği nasıl da iple çektiklerini duyma fırsatımız oldu. Artık son aylardaki asker suskunluğunu bile paşanın birkaç ay içinde görevden ayrılacak olmasıyla birleştirir olduk. Kendisi de söylüyor: Emekli olduktan sonra anlatacakmış.
Yerine geleceği bilinen İlker Başbuğ’un selefinden daha iyi bir hazırlığa ihtiyacı olduğu kesindir.
Hilmi Özkök döneminde AKP-Genelkurmay ilişkisinde baskın beklenti sertlikti. Ne de olsa dinci parti yine iktidara gelmişti ve laik Türk ordusunun bu konuda yapacak bir şeyleri olmalıydı. Özkök, yıllar öncenin Tansu Çiller – Doğan Güreş ilişkisini arattıracak bir performans sergileyerek beklentileri boşa çıkarttı. Hatırlanacağı gibi Güreş başbakanı için “O tak diye emrediyor, ben şak diye yapıyorum” demesiyle hatıralara iz bırakmıştı!
Hilmi paşaya da Hürriyet’in iktidar sevdalısı başyazarına nazireyle ikinci Özkök dendi, AKP’nin cumhurbaşkanı olabileceği söylendi, gizli AKP’li olduğuna dair genel bir kanaat hasıl oldu. Çevresindeki diğer komutanların ona güvenmeyip gizli işler çevirdiklerine dair rivayetler ortaya atıldı.
Velhasıl Hilmi Özkök dinci gericiler için, 28 Şubattan sonra hayal edilebilecek en uygun genelkurmay başkanıydı.
Hal böyle olunca yerini alan Büyükanıt, laiklik ve bağımsızlık beklentileri açısından çok avantajlı başladı. Çıta ondan önce o kadar düşürülmüştü ki, “çok serttir ha, ona göre” denmesi bile yeterli oldu. Yaşar paşanın Özkök’ten farkı, görevini devralmadan hemen önce ve ilk aylarda kasıp kavurması oldu. O günlerden, “Irak’ta yeni bir durum var” diyerek bu ülkenin toprak bütünlüğü konusundaki geleneksel pozisyonun bir çırpıda terk edilmesine, gazetecilerin “nasılsa görüşlerimi biliyorsunuz” demek için çağrılmalarına geldik.
Çıtanın yerleştirildiği yerler yalama edildiğinden şimdi işin biraz daha sıkı tutulması gerekiyor. Maksat ne?
Maksat Türkiye Cumhuriyeti’nin iki tarihsel kazanım başlığının askerler tarafından yeterince korunup kollandığı yolunda bir kanaati sağlam tutmak. İki başlık laiklik ve bağımsızlıktır. Bunların sahipsiz kaldığının toplumda bir fikir olarak yayılması ise büyük çalkantılara, daha beteri (!) kimilerinin durumdan vazife çıkarmasına neden olabilir. Bu nedenle askerin ülkenin en güvenilir kurumu olmaya devam etmesi, kazanımları takmayıp satışa çıkartanlara “demokrasi”, memleket elden gidiyor dile telaşa düşenlere de “izin vermeyiz” güvencesi sunması gerekir. Bu bir devlet ve düzen görevidir. En satıcı ve en gerici güçlerin de böyle bir güvence efsanesine ihtiyacı vardır.
Yeni komutan bu zor misyonun altından kalkacak mıdır, peki?
Büyükanıt ekibinin selefleri hakkında ima ettiği eleştirel tonlamanın, şimdi Başbuğ tarafından tekrarlanması makul olmaz. “Çok serttir” bilgisi ise, Yaşar paşa sağ olsun, yetmeyecektir; yalama oldu...
Bağımsızlığın ve laikliğin kayıp gittiği bir toprakta, kamuoyunu, aydınları, kendi kadrolarını teskin etmek için yapılması gereken “gerçek” olmalıdır. Ve bu mümkün değildir. Önümüzdeki dönem AKP’nin bir bölümünün yaka paça değilse de, mahkeme ilamıyla iktidardan indirilmesi mümkündür. Dinci gericilik ve bağımsızlık açısından ise bir şey değişmeyecektir. Askerlerin ve onların himayesindeki malum laik (ve hatta bağımsızlıkçı!) güçler bugüne kadar ters gösterip, dincilik ve teslimiyetçiliğin önünü açtılar. Bu gözlemden hareket ediyorum.
Şimdi İlker Başbuğ, işte bu koşullarda yüreklere su serpmek görevini yüklenecektir.
Kendisine yardımcı olmak üzere harekete geçilmiş, medya efsane üretimini başlatmıştır.
Bir kere, paşa aileden şanslıdır. Soyadı sayesinde! Sonra, ailesi Manastır’lıdır. Atatürk’ün öğreniminin bir bölümünü geçirdiği bu kentin Selanik’e mesafesi nedir ki? (Ben baktım, 257 kilometreymiş) Üstelik onun da annesiyle çok anısı vardır. Kendisi sosyologdur, filozoftur. Bu özellikleri ne yapacağını bilemeyenlere, çevresinde paşaya “hoca” dendiğini hatırlatmak yerinde olabilir. Kitapla ilgisi olmayanlar için bir diğer özelliği belirtilir: Paşa “cool”dur! İsteyen güneydoğuda çatışmaların içinde görev yapmış olmasından tutabilir; isteyen çocukluğunu azınlıkların çoğunluk olduğu Kuzguncuk semtinde geçirmesinden…
Devamı ve ayrıntıları mutlaka gelecektir.
İyi de, bu imaj yüklemesi durumu kurtaracak mıdır?
Ne önemi var?
Düzenin laiklik ve bağımsızlıkla özdeşleştirilen kurumlarının bu tarihsel işlevi sona ermiş bulunuyor. Memleket kurtulmadıktan sonra, kimilerinin paçayı ve görüntüyü kurtarmasından bize ne?
Türkiye’nin tarihsel değerleri gerçek sahipleri tarafından yeniden kurulmayı beklemektedir ve mesele budur.

