Neyin hesabını soracağız?
Türkiye Komünist Partisi, “Hesap Sorma Zamanı” diyor. Zamanın geldiğini bir süredir söylüyoruz, peki hesap sormaktan tam olarak ne kastediyoruz? TKP neyin hesabını soracak?
Sonuçta bu ülkede yaşanan her tür haksızlığın, adaletsizliğin, zorbalığın, hırsızlık ve sömürünün hesabı sorulmalıdır, sorulacaktır. Ancak bugün hesap sormaktan söz ettiğimiz, özellikle Turgut Özal’la beraber Türkiye’de kamusal alana, kamu çıkarlarına dönük yürütülen saldırılar, özelleştirme uygulamaları, sosyal devletin tamamen ortadan kaldırılması, devlet işletmelerinin yerli ve yabancı sermayeye yok pahasına ya da bedelsiz devredilip tasfiye edilmesi, ormanların, akarsuların, kıyıların, yeraltı zenginliklerinin yağmalanmasıdır.
Yani liberalizmin zamanında neredeyse yalnızca bizim karşımıza aldığımız ama bugün oldukça geniş bir kesim tarafından tepki duyulan politikalarının somut bazı sonuçları. Tek bir sözcükle, “hırsızlık”la özetleyeceğimiz bütün bu uygulamaların hesabı sorulmalıdır. TEKEL işçisi, hesabın şimdi sorulabileceğini göstermiştir. Daha önemlisi, TEKEL direnişi ile birlikte aralanan kapının açılması ve işçi sınıfı hareketinin yükselişe geçmesi için artık hırsızlığın hesabının sorulması mutlak zorunlu hale gelmiştir.
Başka türlü devam edilemez.
4-C’ye karşı yürütülen mücadele önemlidir ama tek başına anlam ifade etmemektedir. 4-C özelleştirme sürecinin mantıki uzantısıdır. 4-C’ye karşı direnç ya kamucu bir perspektifle kapsamı genişleyen bir mücadeleye dönüşecek ya da zayıflayacaktır.
Türkiye işçi sınıfının artık gerilemeye, geri adım atmaya tahammülü yoktur.
Hesap sorulmalı, kaybedilen mevzilerin geri alınması için çaba harcanmalıdır.
Ülkemiz ve halkımız açıkça zarara uğratılmıştır. Toplumun çıkarları ayaklar altına alınmış, küçük bir azınlık yararına düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin arkasındaki siyasi irade ile, bu düzenlemelere hizmet eden bürokratlar teşhir edilmeli, siyasal ve hukuki düzlemde kuşatılmalıdır.
Geride bıraktığımız yıllarda, özellikle AKP hükümeti döneminde özelleştirme uygulamalarına dönük birçok yargı kararı uygulanmamış, deyim yerindeyse liberal zihniyet hukuk sürecini hiç takmamıştır. Bu tablo, işçi sınıfının hareket alanını genişletici bir yan taşımakta, bizlere bazı sorumluluklar yüklemektedir.
Partimiz geçmişte de özelleştirme ve benzeri politikalara karşı eylem ve kampanyalar örgütlemiş, kamuculuk propagandası yapmıştı. Şimdi karara bağladığımız, yerel ve sektörel karşılığı olan, olanaklar ölçüsünde somut hedeflerle hareket ettiğimiz, örgütleyici bir çalışmadır. Çalışmanın öncekilerden bir diğer farkı, özelleştirmelere ilişkin toplumsal onayın ortadan kalktığı bir dönemde yürütülecek olmasıdır.
1 Mayıs 2010, bu çerçevede anlam kazanacak ve işçi sınıfının hesap sorma kültürü ile örgütlediği bir süreç haline getirilecektir. TEKEL, şeker fabrikaları ve TARİŞ gündemdedir, biz örneğin TCDD, limanlar, devlet hastanelerini ve THY’i de gündeme taşıyacak, TÜPRAŞ, Sümerbank, SEK ve birçok kamu işletmesinin dosyasını yeniden açacağız.
Bunların her birinde farklı araçlarla ama hepsinde aynı doğrultu ve iddiayla mücadele örgütleyeceğiz.
İşçi sınıfının yurduna sahip çıkma bilinci ile özel çıkarlara karşı konumlanma zorunluluğu bu çalışmada devrimci bir perspektifte buluşturulacaktır.
TKP Siyasi Büro
20 Mart 2010











