88 yaşındaki yurtsever
Bir yelkenli gibi süzülüp geçmediler Boğazlar’dan... Olanca çirkinlikleriyle, sinsi ve karanlıktılar yol alırken. “İnsani yardım”dı taşıdıkları öldürücü füzelere taktıkları ad. Gıkı çıkmadı hükümetin, “bu ne iş” diye soranları azarladı başbakan, “okumadan konuştuğumuzu” iddia etti emekli paşa hazretleri... İkinci Dünya Savaşı’nda da hiçe saymışlardı uluslararası anlaşmaları, “ticari gemi” diye kayıtlara geçirip Alman savaş gemilerini sokuyorlardı Karadeniz’e Sovyetler Birliği’ne karşı...
Aynı ikiyüzlülük, aynı riyakarlık, aynı pişkinlik! Kendi egemenlik haklarını bilerek, isteyerek zalimin, zorbanın çıkarları için ayaklar altına alan bir egemen sınıf, kişiliksiz yöneticiler...
Türkiye bunların elinde... Değerli, güzelim bir coğrafyanın üzerine oturmuş, yağmalıyor ve yağmaya açıyorlar. Savaştan korkuyorlar ama savaşçı politikalara imza atıyorlar; bölünmekten korkuyorlar ama bölücü müdahaleler yapıyorlar; değersizleşmekten korkuyorlar ama beş kuruş değeri olmayan aktörlere dönüşüyorlar.
Yurtsever olmayacağız da bunları mı seveceğiz? Yurtsever olmayacağız da ülkeyi bunlara mı terk edeceğiz?
Boğazlar’dan hiçbir engele takılmaksızın geçip giden Amerikan, Alman, İspanyol, Polonya savaş gemileri bizim utancımızdır. Yurtsever olmayacak da bu utançla yaşamaya mı alışacağız?
Karadeniz’in bir NATO gölü olması yakındır. Belki ne farkı var, Türkiye de NATO üyesi diye soranlar, Putin Rusyası’nı savunmak bize mi düştü diye düşünenler çıkacak. Bunlar sorulmasın, böyle düşünülmesin diye “emperyalizm” olgusuna dikkat çekiyoruz. Emeğin kurtuluş mücadelesinde emperyalizme karşı konumlanış büyük önem taşıyor, bunun hakkını vermezsek, günü geldiğinde çok daha “geri” stratejilere mahkum kalırız diye uyarıyoruz.
Siyasal değerlendirmeler, stratejik hesaplar, teorik tartışmalar... Bir yerden sonra, önemini yitiriyor. Nasıl Tuzla’da ölen her işçi Türkiye sosyalist devriminin yüreklerimizdeki çarpıntısına bir şeyler katıyorsa, önümüzden geçen her bir Amerikan gemisinin yurtsever kimliğimize duygu yüklemesi de kaçınılmaz hale geliyor.
Aklında, yüreğinde bu duyguya yer açmayanların topraklarımızda devrimci mücadeleye omuz vermesi düşünülemez bile. Zaten ne yaparsak yapalım, yurtsever görevler bizi bulacak, kendini bize dayatacak. Bu görevlerden kaçıp memleketine sahip çıkma iradesini göstermeyenler utansın.
88 yaşına giriyoruz. İşgal ve saltanat yıllarında yola çıktık. İşgal ve saltanat yıllarının aşılmasına burjuvazi damgasını vurdu oysa. Şimdi aşağı yukarı aynı noktada; 88 yaşındayız. Ve bugün aşılacak olan bağımlılık ve gericilikle birlikte, kapitalizmin kendisidir.
“Biri ötekini kapsar” kolaycılığıyla değil ama... Dedik ya, 88 yaşındayız, kapitalizm kadar onursuzluktan, karanlıktan, emperyalizmden de nefret etmeyi öğrenmiş bulunuyoruz...
Tarihimiz, biraz da bu nefretin tarihidir.
Yaşgünün kutlu olsun 88’lik yurtsever, yaşgünün kutlu olsun sosyalist devrimin partisi, yaşgünün kutlu olsun Komünist Parti!
| Ek | Boyut |
|---|---|
| Komünist s:321 - Kapak | 128.43 KB |
