"Şiddetin son bulmasının yolu bu düzenin yıkılmasıdır"

"Şiddetin son bulmasının yolu bu düzenin yıkılmasıdır"

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Senem Doruk, soL haber portalının sorularını yanıtladı. Doruk söyleşide, İstanbul Sözleşmesini, kadın mücadelesini ve AKP'nin kadına bakışını değerlendirdi.

Yarın AKP MYK toplantısında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin görüşülmesi bekleniyor. Bu sözleşmenin ilk imzacıları arasında bulunan AKP hükümeti neden şimdi bu sözleşmeden çekilmeyi gündemine aldı? Bunu sadece cemaatlerin baskısı ile ya da sözleşmede yer alan 'cinsel yönelim' sözcüğü ile açıklamak mümkün mü? 

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi ilk kez gündeme getirmiyor, AKP. Geçtiğimiz yıl yine bu zamanlarda, AKP içinden İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alan sesler yükselmeye başlamıştı. Sözleşmede yer alan cinsel yönelim sözcüğünün AKP’yi rahatsız ettiği gerçek fakat sözleşmeye yönelik tepkinin nedenini sadece bu ibareye bağlarsak, sorunun bütününü göremeyiz. 

AKP gericilikten beslenen, kendi tabanını gericilikle konsolide eden bir parti. Bu belirlenimle hareket eden AKP’nin, kadını merkeze alan bir sözleşmeden kurtulmak istemesi doğal. Sözleşme yükümlülükleri uygulanmasa da, yine sözleşmenin ortaya çıkarmış olduğu belli sorumluluklardan kurtulmak istemeleri beklenen bir durum. Diğer önemli neden ise AKP’nin kendi tabanını konsolide etme ihtiyacı. İstanbul Sözleşmesi’nin, Ayasofya’nın ibadete açılmasının hemen ardından gündeme gelmesi tesadüf değil. AKP, düzenin devamı için gericiliğe sarılıyor, gericilik ise kadınlara saldırıyı, şiddeti, cinayeti meşru kılıyor. Türkiye’de her gün kadınlar öldürülürken, sözleşmenin Türk aile yapısına etkisi tartışmaya açılıyorsa burada bir problem var demektir. Bu nedenle konumuz sadece sözleşme olamaz.

Kadına şiddet, kadın cinayetleri İstanbul Sözleşmesi'ne sıkıştırılmaya çalışılması bir tuzak. Kadına şiddet toplumsal bir sorun ve bu sorunun dinci-gerici ideoloji ile olan ilişkisinin altı çizilmedikçe AKP’nin bu sözleşmeyi neden imzaladığı, şimdi neden sözleşmeden geri çekildiğini anlamak mümkün olmayacaktır. Kadınların daha fazla sömürüldüğü, şiddete maruz kaldığı, öldürüldüğü bu düzenin devamlılığı için kadınlar tartışılmaya açılıyor ve sözleşme tartışılmaya devam ederken kadınlar ölmeye devam ediyor. Türkiye’de kadın sorunu tartışması İstanbul Sözleşmesi’ne sıkıştırıldıkça sermaye düzeni kazançlı çıkıyor. Bu nedenle 2012’de sözleşme imzalanırken de, şimdi sözleşmenin iptali konuşulurken de düzenin ihtiyaçlarının veri alındığını unutmamamız gerekiyor. 

Gericiliğin de topyekün İstanbul Sözleşmesi'ne dair aynı şeyleri söylemediğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nde kalınması konusunda görüş bildiren AKP milletvekilleri var. Sümeyye Erdoğan’ın da yönetim kurulunda olduğu KADEM sözleşmeye bir destek açıklaması yaptı geçenlerde. Bunları nasıl yorumlamak gerekir? 

İstanbul Sözleşmesi üzerinden yapılan tartışmalar önemli ölçüde imaj ve prestij tazeleme olarak ele alınıyor. Bu nedenle AKP içerisinde bazı kesimlerin bu sözleşmeye destek verir görüntülerinin ortaya çıkması şaşırtıcı değil. AKP’nin görünürlüğünü sağlayan bir toplamın basitçe “Kadına şiddete hayır” demesi AKP’ye zarar vermez, aksine bu yöntemin imaj konusunda belli sıkışmaları aşmak için kullanılacak yöntemlerden biri olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Şu açık bir gerçek; kadına şiddeti, kadın cinayetlerini tekil olaylarla indirgeyerek, bu tekil olaylar üzerinden bir karşıtlığı propaganda etmek, meselenin asıl yüzünü örtmeye çalışmaktır.

AKP’nin de en çok ihtiyaç duyduğu şey budur. Kadınların ölmemesi için eşitliği savunmak gerekir, kadınların baskıya ve şiddete maruz kalmaması için sömürüye karşı olmak gerekir, kadınların özgürlüğü için gericiliğe karşı olmak gerekir. Şimdi İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğu (!) söylenen KADEM, tüm bu değerlere karşı mücadele için kurulmuş kurumlardan yalnızca biri. Bu yalanlara inanmıyoruz,  AKP’yi, kurumlarını ve amaçlarının ne olduğunu çok iyi biliyoruz .Bu ülkede yaşayan emekçi kadınlar bilir ki ne gerici iktidar, ne ortakları, ne de sermaye düzeni eşitlik ve özgürlüğü savunamaz. Bu ülke burjuvazisi eşitlik ve özgürlük düşmanıdır, bu ülkeyi yönetenler kadın düşmanlarıdır.

(Özellikle KADEM'in açıklamasından sonra) sosyal medyada çeşitli sermaye grupları ve şirketler İstanbul Sözleşmesi'ni olumlayan mesajlar yayımladılar, elbette bunların reklam değeri var. Bunlarla birlikte sosyal medyada çeşitli şekillerde oluşturulmaya çalışılan farkındalıklar şiddetin son bulmasında etkili olabilir mi?   

Şiddetin son bulmasının tek yolu kadın düşmanı bu düzenin yıkılmasıdır. Bunun dışında bir alternatif olmadığını her gün daha yüksek sesle söylememiz gerekiyor. Evet İstanbul Sözleşmesi’nin geriye çekilmesi kadına yönelik önemli bir saldırı ama Türkiye sözleşmeyi 2012'de kabul ediyor, 2012’den bu yana işlenen cinayetleri ya da çiğnenen hakları düşünün; kim çıkıp sözleşme kadınları korudu diyebilir? Şu anda reklamlarda sosyal medyada sözleşmeyi olumlayan şirketler, kadın cinayetlerinin merkezinde sömürü düzenin yattığını bilmiyorlar mı? Mesele bu düzenin devamlılığını sağlamak değil mi? 

Bakın bu ülkede her gün barbarca kadınlar katlediliyor. Kimse çıkıp 'Kapitalizmde nefes alamazsınız, bu düzen öldürür, kendi katillerini yaratır' diyemiyor. Kimse bu cani düzenin sonunu getirmek için kadınları mücadeleye davet etmiyor. Buradan kadınlara özgürlük çıkmaz, buradan eşitlik ve yaşam hakkı çıkmaz. 

TKP kadına yönelik şiddetle mücadeleyi şimdiye kadar nasıl gündem etti? Sözleşmenin AKP MYK gündemi olacağı gün bir eylem planınız olduğunu biliyoruz, bu eylemde talebimiz ne olacak, neyi amaçlıyorsunuz? 

TKP kadına yönelik şiddetin, düzen sorunu olduğunu ikirciksiz olarak dile getiriyor. Hatta bazen bu netlik belli eleştirilere neden oluyor. Düzen değişene kadar kadınlar ölmeye devam mı edecek soruları geliyor. Kuşkusuz bugün yapılacak şeyler var, örgütlü mücadele vererek, gericileri, kadın düşmanlarını, yargıda ve medyada onları koruyanları gerileteceğiz ama şunu bilerek; sömürü üzerine kurulu bu düzen devam ettikçe kadına şiddet, kadın cinayetlerinin son bulma olasılığı yok. Bu düzen içerisinde, belli iyileştirmelerle, kadına yönelik şiddete çözüm bulma olasılığı da yok. Amacımız daha az kadının şiddete maruz kalması, daha az kadının ölmesi mi? Elbette hayır! Kadınların ölmediği bir düzenin kurulmasının mümkün olduğunu, bunun dışında hedeflerle ortaya konulan mücadele tariflerinin ise düzen içi çözümler olduğunu ve sonuçsuz olacağını söylemek zorundayız. 

Yarın tüm Türkiye’de kadınlar sokakta olacak. Bizler de, komünist kadınlar da sokakta olacağız ve kadınları yaşatacak olan şeyin düzen değişikliği talebi olduğunu söyleyeceğiz. Söylemiştik, tekrara düşmeyi göze alarak yinelemek zorundayız. Türkiye’deki kadın mücadelesinin İstanbul Sözleşmesi’ne sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz. Kadınların kurtuluşunu emperyalist merkezlerin baskısı üzerinden tanımlayamayız. Yarın sokaklarda da bunu dile getireceğiz, kadınları yaşatacak olan şey Avrupa Konseyi’nin hazırladığı sözleşmeler olamaz. Kadınları yaşatacak olan şey, kadınların kendi kaderlerini başkalarının eline, emperyalist merkezlere, düzenin devamının savunucularına bırakmaması, en temel hakları olan yaşam hakkını savunmaları için örgütlenmeleri olacaktır. 

Prestij için, imaj için değil, kadınlara eşit ve özgür bir yaşam vermek için sosyalizm şart. Kadınların eşitliği, özgürlüğü ve yaşam hakkını liberal ideolojinin paçavraya çevirmesine izin veremeyiz. Kadın, erkek birlikte mücadele edeceğiz, kadınlar bu mücadelenin en önünde yer alacak. 

İstediğimiz ülkeyi kuracağız. Kadınları ancak bizim yöneteceğimiz bir ülkede özgürleştirebiliriz, yaşatabiliriz.

Biz bu ülkeyi kuracağız, her gün barbarca katledilen kadınlara sözümüzdür; nefes alamayan, boğulan halkımıza sözümüzdür. Biz bu düzeni kuracağız, sosyalist Türkiye'de kadınlar ve erkekler eşit ve özgür bir yaşamı omuzlarında yükseltecekler.