Türkiye Komünist Partisi diyor ki

2018'de aydınlığa çıkmak için
Türkiye Komünist Partisi diyor ki

Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Trump’ın zehirlenme korkusuyla sadece hamburger yiyip bütün gün televizyon seyrettiği ortaya çıktı. Ne büyük bir açmaz!

Hamburger devi McDonald’s bütün dünyaya sağlıksız bir beslenme alışkanlığını dayatıyor, birçok hekim bunun yavaş yavaş zehirleme olduğunu ileri sürüyor ve ABD’nin başındaki şahıs kendi sağlığını korumak için kendini bu hamburgerlerle yavaş yavaş zehirliyor. Bu nasıl bir çaresizliktir!

Kendine ait otel ve kumarhaneleri olan, insanları aldatarak para kazanan, kiralık yapımcılara televizyon programları yaptırıp insanları aptallaştıran Trump’ın ABD Başkanı olarak aynı “uyuşturucu”yla yatıp kalktığını öğreniyoruz. Bu nasıl bir ahmaklıktır!

Emperyalist dünyanın zirvesinde durum budur ve Trump bu dünyanın zirvesine çok yakışmaktadır.

Çünkü bu dünya eşitsizliklerin, gelir adaletsizliğinin, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, yoğun sömürünün, çevre tahribatının, çılgınca silahlanmanın, nükleer savaş tehdidinin, ırkçılığın, dinsel bağnazlığın dünyasıdır.

Bütün gün hamburger yiyip televizyon seyreden Trump bugünkü dünya düzenini temsil etmek açısından en uygun kişidir.

İnsanın insanı sömürmesi üzerine kurulu kapitalist düzen ne iyileştirilebilir ne kendi yarattığı sorunları çözebilir.

Dünya için geçerli olan Türkiye için de geçerlidir.

AKP iktidarı Türkiye’ye yakışmamaktadır ama Türkiye’de mevcut düzene fazlasıyla yakışmaktadır.

“Yuh bu kadar da olmaz” denilen olayların her birisinin bir mantığı vardır ve bugünkü düzenin kendisi “yuhlanmadıkça”, tek tek yapılanlara hayret etmek saçma hale gelmiştir. 

Örneğin polislere “kol-bacak kırın” diye talimat veren İçişleri Bakanı, yıllardır hakkını arayan, zam isteyen, işten çıkarılmalara karşı çıkan ya da sendikasızlaştırmaya “hayır” diyen işçilere saldıran bir hükümetin bakanıdır. Türkiye’de patronların kasası dolsun diye her tür hukuksuzluk, her tür adaletsizlik “kanun” haline gelmiştir. Sonuç “kol-bacak kırabilirsiniz” diyen bir İçişleri Bakanı’dır; kimse şaşırmamalıdır.

Örneğin dokuz yaşında çocuklarla evlenmeyi uygun bulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temellerini yalnızca AKP ve onun hınk deyicisi MHP değil, “laiklik inanç ve ibadet özgürlüğüdür” diyerek din işleri ile siyaset işlerinin iç içe girmesini hızlandıran CHP, Said Nursi gibilerini aklayan HDP de atmıştır.

“Bu kadar da olmaz” yanlış bir tepkidir çünkü bugünkü düzende başka türlüsü olmaz.

Açıkça söylüyoruz ki Türkiye Komünist Partisi başka bir kapitalizm, başka bir sömürü düzeni, başka bir emperyalizm, başka bir piyasa ekonomisi olabileceği yalanına ortak olmayacak. Bugün “belki bana bir şey olmaz”la avunan, “ya daha kötüsü gelirse” diye kabuğuna çekilen, “biri bizi kurtarsın şu adamdan” dileği tutan, “memleketi ben mi kurtaracağım” bencilliğine saplanan, “çekip gidelim buralardan” çaresizliğine teslim olanları uyarmak, hayal dünyasından çıkarmak TKP’nin sorumluluğudur. “Bir şeyler yapmak gerekir” diyerek arayışa giren, çözüm arayan, mücadele etmek isteyenlere seçenek sunmak, onlarla birlikte aydınlık bir Türkiye kurmak da TKP’nin temel görevidir.

Türkiye Komünist Partisi 2018’de bu sorumluluk ve görev bilinciyle hareket etmekte, kendisini ona göre hazırlamaktadır. Bu doğrultuda, TKP yeni yılda tüm emekçileri, öğrencileri, sorumlu aydınları birlikte aşağıdaki güncel başlıklarda ortak hareket etmeye çağırmaktadır:

 

ABD BU ÜLKEDEN KOVULMALIDIR

Türkiye ABD’den, onun askeri varlığından, üslerinden, istihbarat örgütlerinden, siyasi dayatmalarından, darbe tehditlerinden, NATO’dan kurtulmalıdır. Kurtulmalıdır ama çıkarları Amerikan şirketleriyle derin işbirliğini gerektiren sayıca az paraca zengin patronların borusu öttüğü sürece ABD Türkiye’den nasıl kovulabilir ki? Zengin sınıfların tersine emekçi halk ABD emperyalizminden nemalanmamakta, onun varlığından zarar görmektedir. 

TKP pazarlık yapmak için değil, tankıyla, topuyla, tüfeğiyle, darbecisiyle, işbirlikçisiyle, ajanıyla, ABD emperyalizminin tüm unsurlarını kapı dışarı etmek için mücadele etmekte, emekçi halk adına iktidara talip olmaktadır. Herkes bilsin ki, 2018’de ABD emperyalizmine karşı sahte diklenmelerle, “eyyy Amerika” sayıklamaları ile değil, gerçek ve halk iradesine dayalı mücadele ile durulacak. TKP NATO’dan çıkılması, bütün yabancı askeri üslerin kapatılması için yurtsever halk unsurlarıyla birlikte yaygın ve etkili bir çalışma başlatacaktır.

 

İYİ EMPERYALİST YOKTUR, HEPSİ HALK DÜŞMANIDIR

Emperyalizm yalnızca ABD’den ibaret değildir. Emperyalizm bugünkü dünya sisteminin adıdır ve Avrupa Birliği ülkelerinden Rusya Federasyonu’na, Çin’den Japonya’ya sistemin güçlü aktörleri birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içindedir. Bölgesel savaşların temel nedeni, bu rekabettir. Türkiye’nin bu kanlı ve ikiyüzlü rekabetin orta yerinde kalması yalnızca adı geçen ülkelerin suçu değildir. Türkiye’nin insani ve maddi kaynaklarını sonuna kadar sömüren patron sınıfımızın yeni pazar ve yatırım alanları arayışı Türkiye’yi ateşin içine atmıştır.

İçeride ve dışarıda barışın ve tam bağımsızlık ve egemenliğin yolu emekçi halkın iktidarından geçer. TKP “milliyetçiliğin” arkasına gizlenerek halk düşmanı politikalara ve şu ya da bu emperyalist devletin kanatları altında “fetihçilik” oynayanlara pabuç bırakmayacaktır.

 

HEPSİ PATRONLARA HİZMET EDİYOR

Türkiye’de nüfusun yüzde birlik kesimi ülke zenginliklerinin yarısından fazlasını gasp etmiş durumda. Buna imkan tanıyan sömürü düzenidir. AKP bu sömürü düzeninin sürmesi için işçi ücretlerini aşağıya çekiyor, grev hakkını ortadan kaldırıyor, çalışma saatlerini uzatıyor buna karşın türlü yollarla bütün halka ait olan kaynakları patronlara aktarıyor.

Bu açıdan AKP öncesindeki hükümetlerin bir farkı yoktu. Aynı sömürü, aynı hırsızlık düzenini savundular, emekçi sınıfları hep aldattılar, yeri geldiğinde polisle, jandarmayla, darbelerle hakkını arayanları susturmaya kalktılar. Erdoğan ile Gül arasındaki gerilimin, Akşener’in hamlelerinin, CHP’nin içinde kaynayan kazanın bir yerden sonra hiçbir önemi yoktur. Bu ülkenin zenginliklerinin yarıdan fazlasını sermayedarlardan, patronlardan oluşan yüzde birlik küçük bir nüfus bölmesi ele geçirecek, milyonlarca emekçinin önüne 1600 lira alay edercesine “al bununla yaşa, gerisine karışma” diye konacak, sonra tamamı patronların saltanatına hizmet eden parti ya da “lider”lerden birisini seçmek demokrasi olacak. TKP bu oyunu illa ki bozacak. Zengin partilerinin çevirdikleri dolaplar, halkı nasıl kandırdıkları, hırsızlıkları bir bir ortaya konacak. AKP iktidarının, sivil ve asker bürokrasinin, yasaların, düzen muhalefetinin ortak noktasının patronlara hizmet olduğu gerçeği bütün çıplaklığı ile halka anlatılacak, halk düşmanı faaliyetlerde bulunan herkesin ipliği pazara çıkacaktır.

 

HEM YARINI HEM BUGÜNÜ KAZANACAĞIZ

“Ben kendimi sömürtmeyeceğim, asalakları, soyguncuları sırtımda taşımayacağım, artık kendi kaderimi ellerime alacağım” demeyen bir halk yalnızca geleceğini ve ülkesini değil günlük ekmeğini de kaybeder. “Düzen değişikliği” için mücadele yalnızca bu karanlıktan kurtulmak için değil, hayat pahalılığına, ücretlerdeki kesintiye, çalışma saatlerinin uzamasına karşı durmak için de gereklidir. Geçmişte işçi sınıfı, “Ben iktidarı istiyorum, ülkeyi emekçiler yönetecek” dediğinde patronlar geri adım atmak zorunda kaldı. 8 saatlik iş günü, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı böyle sağlandı, sosyal güvenlik sistemi bu şekilde kuruldu, birçok ülke parasız eğitim ve sağlık sistemine bu sayede geçti. Yönetime talip olmayan, iktidarı istemeyen bir halkın lokmasını da hırkasını da elinden alırlar. Bunun en somut örneği Türkiye’de yaşananlardır. Kişi başına düşen milli gelir artarken gerçek ücretlerin sürekli düşmesinin başka bir açıklaması olabilir mi? 

Çürümüş düzenin yıkılması için ayağa kalkan bir halk bugünkü gibi çaresiz olmaz, sömürücüler adımlarını on kez düşünerek atarlar. TKP “düzen değişikliği uzun iş, bugün ne yapacağız” diye soranlara bugünü de yarını da kazanmak için güçlerimizi birleştirmek ve bir avuç soyguncuyu başımızdan atmak için harekete geçmemiz gerekiyor yanıtını veriyor. Bu doğrultuda işçiler, işsizler, emekliler, yoksul köylüler için her gün daha dayanılmaz hale gelen ekonomik güçlüklere karşı birlikte mücadele ve dayanışma kültürü ile durmak için yeni kanallar açılacak, “örgütlü bir halkın kazanacağı”nı gösteren yeni örnekler yaratılacaktır.

 

GERİCİLİK YİNE YENİLECEK

Bu ülkede gericilik hep vardı. 1908’de gericilik yenildi. 1923’te gericilik yine yenildi. Peki bundan yüz yıl kadar önce yenilen gericilik bugün neden zaferini kutlamaya kalkıyor? Bu sorunun yanıtını vermeden gericilikle mücadele etmek yel değirmenlerine saldırmaktan farksızdır. Gericilik Türkiye ve bu bölgede işçi sınıfı hareketini, sosyalizmin yükselişini durdurmak için başta ABD ve Almanya olmak üzere emperyalistler tarafından desteklendi. Gericilik Türkiye toplumunun uyanışını durdurmak, kanla ve dinsel baskılarla boğmak için patronlar tarafından palazlandırıldı. Bu iki faktör olmasaydı, gericilik yenilmeye mahkûmdu.

Demek ki gericiliği yenmek için kapitalistleri, emperyalizmi yenmek gerekiyor. İşte bu yüzden TKP aydınlanma kavgasını yobazların arkasında kimlerin ve neden saklandıklarını bilerek yürütüyor.

 

DÜZEN MUHALEFETİ HALKIN AFYONUDUR

Türkiye’de toplumun geniş bir kesimi kendisini mutsuz, çaresiz hissediyor. Hükümet bu çaresizlik duygusundan yararlanarak halkı sindirmek, yıldırmak için her tür taktiği denemekte. Ona en büyük yardım da düzen muhalefetinden geliyor. Erdoğan kendisinin seçeneksiz ve yenilmez olduğu fikrini yaydıkça muhalefet bir yandan AKP’ye daha fazla benzemeye çalışmakta bir yandan da “Erdoğan çok güçlü, onu alt etmek için herkes birleşmeli” demektedir. Gelinen noktada düzen muhalefeti Erdoğan’ın alternatifinin Abdullah Gül olduğunu kabullenmiş durumdadır.

Ancak burada bir alternatif olmadığı, yıllardır AKP iktidarına duyduğu tepki azalmamış milyonlarca kişinin Abdullah Gül’den heyecanlanmayacağı açıktır. Dahası bir tarafı İyi Parti’de, bir tarafı HDP’de, bir tarafı AKP’nin korkak muhaliflerinde, bir tarafı CHP’de duran bir “birlik” Erdoğan’ın demagojisi karşısında savunmasızdır. Hükümetten gelen “dış mihrak”, “FETÖ”, “Soros” suçlamalarını bugün “sen kendine bak” diyerek boşa düşürmek zordur. İnsanlar dünü değil bugünü önemseyecektir. Nereden bakarsak bakalım, düzen sınırları içindeki muhalefetin tükendiği görülmektedir. TKP bu tükenişin parçası değildir. TKP toplumdaki arayışın Abdullah Güllere, Meral Akşenerlere, yeni Ekmeleddinlere peşkeş çekilmesine izin vermeyecektir.

Türkiye yakın gelecekte arka arkaya üç seçim yaşayacak. Kimse bu seçimlerin önemsiz olduğunu söyleyemez. Ancak seçmen kayıtlarının her tür müdahaleye açık olduğu, sandık başında hile ve baskının yaygın bir uygulamaya dönüştüğü, YSK’nın hükümetin “seçim kolu” olarak faaliyet gösterdiği bir ülkede sadece seçimlere bel bağlamak intihardır. Üstelik Parlamento iyice işlevsizleşmiş, yerel yönetimler İçişleri Bakanlığı’nın insafına bırakılmıştır. Özetle “seçmen iradesi”nin bir hükmü kalmamıştır. Düzen muhalefeti bu durumu da kabullenmiş ve Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmıştır. Herkes Erdoğan’ı alt edecek bir “isim” peşindedir. Oysa bu Türkiye toplumunun tuzağa düşürülmesidir. Tek bir kişi üzerinden siyaset, zaten örgütsüz olan halkı tamamen edilgenleştirecektir. 

Türkiye’nin sorunları halk bütün düzlemlerde örgütlenmeden, örgütlü siyasete girmeden çözülemez. Örgütsüz bir halk sandıkta her zaman kaybeder. Kazansa bile sandığı elinden alırlar. TKP seçimleri elbette önemsemektedir. Milletvekili seçimlerinde de yerel yönetimler için yapılacak seçimde de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de her tür baskı ve yasaklamaya, hükümet tarafından icat edilen yeni engellere rağmen emekçi halkın seçeneğini güçlendirmek için üzerine düşeni yapacak ancak tek başına sandığa bağlanan kurtuluş reçetelerinin temelsizliğini göstermeye devam edecektir.

 

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ BÜYÜMEKTEDİR

Türkiye Komünist Partisi 2017’nin son çeyreğinde yaygınlaşmak ve örgütlenmek için yeni bir hamle başlattı. Edirne’den Ardahan’a emekçi halkın seçeneğinin Türkiye’nin her tarafında kendisini hissettirmesi için yeni il ve ilçelerde bina açtı. Üye sayısında büyük bir artış var. 2018’de bu örgütlenme hamlesi yeni bir evreye taşınıyor. “TKP her yerde” hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar sonunda Türkiye Komünist Partisi kendisine hak veren ama tereddüt eden geniş bir kesimle daha yakından temas edecek, onların elinden tutacak ve çaresizlik hissini ortadan kaldıracaktır.

TKP 20 Ocak - 20 Şubat tarihleri arasında “Halkın seçeneği güçleniyor” sloganıyla özel bir örgütlenme dönemine giriyor. 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin Anadolu’da verilmekte olan antiemperyalist savaş sırasında katledilen 15 üyesini de anacağımız bu bir aylık süre boyunca Türkiye Komünist Partisi yeni birçok bina açacak, 15 yerde halkla buluşma toplantıları düzenleyecek, eşitlik tutkunu çok sayıda kişiyi parti saflarına katacaktır.

Türkiye çaresiz değildir, halkın gerçek seçeneği güçlenecektir.

 

 

Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite

12 Ocak 2018