TKP, üçüncü köprüye neden karşı?
Üçüncü köprü, fiziksel, çevresel, toplumsal, hukuksal ve ekonomik gerekçeleriyle birlikte ele alındığında gereksiz bir yatırımdır. İstanbul’un ulaşım probleminin çözümü, köprü eksikliği değil; ulaşım politikamızda yapılacak köklü bir değişikliktir.
Aslında sadece ilk iki köprünün İstanbul’a nasıl zarar verdiğini göstermek bile yeterli olacaktır. Oluşturulan rant nedeniyle, Kent ile köprü(ler) ve bağlantı yolları arasında önemli bir ilişkinin olması, “köprü yararlı mı, değil mi” tartışmasının anlamını ortadan kaldırmıştır. İki köprü de kendi trafiğini yaratmış; rantsal mekanlarını ve çevreye zararlarını oluşturmuştur.
Yapılacak yeni köprü, bağlantı yolları ve kavşaklarıyla orman alanlarının istimlâkını ve su havzalarının yok olmasını doğuracaktır. Bu köprünün, İstanbul’un kuzeyinde yer alması nedeniyle, başta Belgrad Ormanı olmak üzere kente nefes aldıran ormanlık alanlara ve Bizans’tan bu yana İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan havzalara zararı büyük olacaktır. Bir ve ikinci köprülerin yapımından önceki ve sonraki çevresel durumları göz önüne alındığında, her köprü kentsel yaşamı daha da zorlu kılmakta, büyük rantlar oluşturmaktadır. Üçüncü köprünün etkileri de buna benzer olacaktır.
İkinci köprüyle başlayan bir tartışma da, “transit trafiğin rahatlayacak olması”dır. Kent içindeki toplam trafiğinin yüzde üçü aşmayan bir kısmı transit trafiktir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bu iddiayla yapıldığını ve bugün hangi ulaşıma yaradığı göz önüne alınırsa, bunun gerçekliği olmayan bir tez olduğu görülecektir.
Bunun yanı sıra, ilk iki köprüde, geçen araçların yüzde 80’i özel araç olduğu düşünülürse; bu durum, köprülerin aslında “insan merkezli” değil, “özel araç merkezli” olduğunun bir göstergesidir.
Başta da belirttiğimiz gibi, Türkiye’nin ulaşım politikası karayolu esasına dayalıdır. Bu politikada köklü bir değişiklik olmadıkça, rant oluşumu, çevre felaketleri, kent estetiğinde azalma vb. olumsuz faktörler hep gündemimizde olacaktır.



















