Sosyal-demokrasiye nasıl bakmalı?
Sosyal demokrasi 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa işçi sınıfı hareketi olarak büyüdü, kitleselleşti. Uluslararası bir örgütlenmenin, Enternasyonal’in parçası olan sosyal demokrat partiler Birinci Dünya Savaşı sırasında enternasyonalist bir tutum geliştiremeyecek, üyelerinin çoğu kendi burjuva emperyalist hükümetinden yana tavır alan bir uluslararası hareket kaçınılmaz biçimde çözülmeye uğrayacaktı.
Birinci Dünya Savaşı, içinde uzlaşmacı eğilimler barındıran sosyal demokrasinin sınıf karakterinin değişmesinde de dönüm noktasıdır. Nitekim 1917 Rus devrimi, 1919’da Komintern’in kurulması, 1945 sonrasında bir sosyalist ülkeler topluluğunun oluşması sürecinde, uluslararası işçi hareketi denince komünist partiler anlaşılır oldu. Sosyal demokrasi merkezinde burjuva sosyal devletin bulunduğu modelde zaman zaman burjuva hükümetler oluşturabilen, kitle sendikalarına ayaklarını basan düzen içi bir akım karakteri kazandı.
TKP, sosyal demokrasiyi dünyada ve Türkiye’de bir burjuva akım olarak görür.
Türkiye’de sosyal demokrasinin anlamlı bir büyüklük ve politik etki sahibi olarak ortaya çıkması ise komünist hareketi öncelememiş, tersine komünist hareket daha önce gelişmiştir.
CHP’nin 1960’larda “ortanın solu” tanımı ile bu yola girmesinde Türkiye İşçi Partisi’nin ve genel olarak solun önünü kesme güdüsü çok açık olarak vardır. Aynı şey Ecevit CHP’sinin 1970’lerdeki “mavi dalgası”, halkçı söylemi için de geçerlidir.
Genelde sosyal demokrasi ilerici, emekçi dinamiklerin siyasal temsilcisi görüntüsüyle ağırlık kazanmaktadır. Kitlelerin kendilerine bir temsiliyet aradıkları ortamlar yalnızca sosyaldemokrat düzen partisi için değil, komünistler ve devrimciler için de elverişli ortamlardır.
Deyim yerindeyse -düzenin içinden karşısına kadar- bütün solun birlikte çıkışa geçmesi normaldir.
Sosyal demokrasi, Türkiye’de bugünkü gerici rejim değişikliğini savunmamıştır. Ama ilericiliğin tarihsel kazanımlarının üstüne sosyal demokrat bir örtü serilmesi, bu kazanımları çürütmüştür.
Halkçı olmayan bir laisizm, bağımsızlıkçı olmayan batı hayranlığı, NATO’cu bir milliyetçilik, liberalizme teslimiyet... Bunlar halkımızı savunmasız bırakan başlıca girdiler oldu.
Komünistler İkinci Cumhuriyet gericiliğine karşı mücadelede, sosyal demokrat teslimiyetçiliği teşhir etmeyi unutmazlar.
Sosyal demokrasinin ilerici, emekçi dinamikler üzerinde hegemonya kurmasına, bu dinamiklerin soldan uzak tutulmasına ve zayıf düşürülmesine karşı, komünistlerin yükümlülüğü aydın, emekçi, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı toplumsal tabana daha etkili, daha ikna edici biçimde seslenmektir.



















