Dersim tartışmalarına nasıl yaklaşmalı?
Dersim olayları bir kere daha tartışma gündemine taşındı. Bu kez bir CHP milletvekilinin Dersim isyanının vahşi biçimde bastırılmasının sorumluları arasına Atatürk’ü de katmasıyla başladı. Kimi CHP’lilerin buna tepkisi ve AKP’nin ana muhalefetin içine yönelik politika yapmasıyla sürdü...
Dersim, Cumhuriyet’in ilk dönem Kürt isyanlarının sonuncusu. Mustafa Kemal’in ölümünden kısa süre önce yaşanan hareketin, dönemin diğer örnekleriyle aynı kategoriye girdiğini söyleyebiliriz.
Kürt isyanları sosyal taban olarak yoksul köylü kitlelerine dayanmış, yoksulların halkçı tepkileri dinsel ideolojilerle harmanlanmış ve geleneksel yerel egemenlerin önderliğinde bir harekete dönüşmüştür.
Burjuva devriminin doruk noktası olan Cumhuriyet’in kitlesel isyanları gericiliğe, şeyhlere teslim etmiş olması kaçınılmaz bir kader değildi.
Kemalist önderlik padişahlığın yerine geçirdiği, tartışmasız biçimde bir tarihsel ilerleme olan cumhuriyet rejimini halk kitleleriyle ve bu arada Kürt yoksuluyla buluşturmaktan geri durmuş, halkı siyasal sürecin dışında tutmaya öncelik vermiştir.
Feodal egemenlerin kitlelere önderlik edebilmelerinin gerisinde bu vardır.
İsyanlar içinde Kürtlerin kendi kimliklerini geliştirdikleri doğrudur. Feodal önderlik altında ulusal kimliğin gelişmesinin ise ciddi kısıtları vardır. Zaten her isyan aşiret temelli kalmış, birkaç veya bir dizi aşiretin ittifakıyla gerçekleşmiş, “ulusal” karakter kazanamamıştır. Dersim isyanında da Alevi-Zaza yanı öne çıkar.
Sol, Kürt isyanlarının kim tarafından olursa olsun vahşice bastırılmasına hep karşı durmuştur.
İkinci olarak, sol, feodal sınıfsal karaktere sempati beslemek durumunda değildir.
Üç: Bugün İkinci Cumhuriyetçilik her şeyi istismar edip aynı sepete atıyor. Bu satırlar yazılırken yüzlerce kişiyi gözaltına alan AKP’nin Kürtlere Kemalist dönemde uygulanan baskıları samimi biçimde eleştirmesi mümkün müdür?
Dört: Kimilerinin geçmişle yüzleşmek adına AKP’nin dolmuşuna bindiği de görülmektedir. Bunlar gerçeklerin ortaya çıkmasından çok gerici rejimin güçlenmesine katkıda bulunmuş olacaklardır.
Beş: Atatürk’ün yıpratılmasına karşı çıkmak adına kazılmak istenen siperse solcu işi sayılamaz. Kaldı ki böyle bir savunma hattı isyanlarda kitlelerin katledildiği açık bir gerçekken çok zayıf kalmaya mahkumdur. Bu hengamede Atatürk’ün ne derece işin içinde olduğu bir detaydır. Bu zayıf savunma hattı olsa olsa şovenizmin işine yarayacaktır.
Son olarak, İkinci Cumhuriyete karşı mücadelede AKP’nin tuzaklarına düşmemek gerekir.
Ancak bu tuzaklardan sakınmak için, alternatifi Birinci Cumhuriyete dönüşte değil, sosyalizmde aramak gerekir.



















