Depremin yağını çıkartmak ne demektir?
Van depreminin ardından hükümetin zeytinyağı gibi üste çıkmasını izliyoruz. “Hata” ilk günlerdeki koordinasyon eksikliğine indirgendi. Ardından hükümet dışında herkes suçlandı. İddiaya göre Kürtler yağma yapıyor, yalan söylüyor, yardımı engelliyorlardı. Sonra Tayyip şovu geldi: Artık acımayacaklardı, kimse onlara engel olmamalıydı, binaları yıkacak, kimseye sormayacaklardı. Yardım kampanyaları bir insanlık dayanışması olarak yükseldi. Ancak bu madalyonun da arka yüzü vardı. Devlet sorumluluklarının çoğunu topluma devretmiş oluyordu aslında. Deprem vergisinin başka amaçlarla harcanması normal bir şey olarak sunulurken, devlet, dayanışmasını zaten vergi ödeyerek yapmış olan kitleleri bir kez daha “göreve çağırmış” oluyordu!
Bu tablonun adı şudur: Düzen, depremi bile istismar etmekte, tabir caizse depremin yağını çıkartmaktadır!
Bir felaket karşısında sadece vatandaşların değil bütün insanlığın kenetlenmesi, bir diğerinin yardımına koşması kuşkusuz gereklidir, bir görevdir.
Ancak bunun devletin görevinin üstünü örtmek için kullanılması alçaklıktır!
Türkiye’de olan bu. Bu ölçekte bir dayanışma organizasyonunu devletten başka kimse sırtlanamaz. Yapı güvenliği ve denetimi devletin işidir. Yapı envanteri çıkartmak da öyle. En büyük şehrimizin yapı stokunun yüzde 70’nin kaçak olması, cahillerin, ehliyetsiz inşaatçıların değil devletin suçudur!
1999 depreminden sonra “Depremle yaşamaya alışmalıyız.” lafı dilimize yerleştirildi. Bunun arkasına saklanan yetkililer deprem sigortası diye bir şey icat ettiler, sonra deprem vergisi geldi, insanlara evlerinizi kontrol edin, depreme karşı önlem alın diyebildiler... Demek ki sigorta yaptırmayan başına geleni hak etmiş olacaktı!
İnsanlar oturdukları evi kontrol ettirmezlerse yapı denetimi yapmamaktan öte bunu engelleyen, sağlıksız kentleşmeyi teşvik eden, inşaatçılara astronomik kârlar ikram eden yetkililer sorumluluktan kurtulacak mı?
Deprem kuşağında nükleer santral yaptırmakta ısrar eden devlet, İstanbul’da çadır alanı olarak öngörülen yerlere gökdelen diken sermaye...
Halkın onların işine karışması durumunda yanıtın gaz bombası olacağını biliyoruz. O halde “depreme hazırlanmak” geceleri nöbet tutmak anlamına mı gelecek!
Bir de dua etmek kalıyor tabii. Afet halkı dinselliğe iter. Yobazlarsa hemen çıkıp halkı tutup karanlıklarına çekerler! Erciş’te gençlerin fuhuş yaptığını,
gazetelerinde depremin Kürtlere ceza olduğunu anlatmadılar mı!
1994’ten beri belediyenin, 2002’den beri merkezi iktidarı elinde tutanların, ölüm karşısında önceliği kâra verdikleri açık bir gerçektir. Yağmacı düzen felaketlerimizi, yağmayı kolaylaştıracak mekanizma sayıyor. Bu pakete en son İstanbul’un gözde kentsel dönüşüm alanı Fikirtepe sokuldu. İddiaya göre Fikirtepe en fazla deprem tehdidi altındaki yermiş. Maksat mülkiyet el değiştirsin, büyük şirketler mahalleyi daha ucuza kapatsın, kasalar dolsun!
TKP bütün halkımızı dayanışmaya çağırırken depremin kamusal hizmetlerin tasfiyesi ve piyasanın, özel sermayenin kayırılması için kullanılmasındaki
tehlikelere de işaret etmekten geri durmuyor.



















