Kimden hesap soracağız?

Önce AKP’nin açılım soslu Faşizm anayasasını suratına çarpacağız, sonra AKP’den hesap soracağız. Madem Tayyip “ben ikinci Özal’ım” diyor, Özal’ın hesabını da soracağız. Madem Kenan paşalarının adını bir sokaktan bile silmeye yanaşmıyorlar, 12 Eylül faşizminin hesabını da soracağız.

AKP, anayasa değişikliği paketini hazırladı.

Hedefinin “demokratik olmayan anayasa”yı biraz daha demokratikleştirmek olduğunu söylüyor, Kim inanır buna!

Muhalifleri AKP’nin yargıyı da ele geçirmek, çeşitli konularda önüne engel çıkartan yüksek yargı kurumlarını yeniden şekillendirmek istediğini söylüyor. Değişiklik önerileri içindeki Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili olan maddelere dikkat çekiyorlar.

Doğrudur ama eksiktir.

AKP’nin çabası, kendisini hesap sorulamaz bir noktaya çekmektir. AKP her türlü yargı denetiminden kurtulmak istiyor. En önemlisi böyle bir değişiklik paketi üzerinden kendisini mutlak iktidara, diktatörlüğe taşıyacak bir “halk oylaması” senaryosunu uygulamaya koymak istiyor.

AKP’nin anayasa değişikliği paketinin en duygusal maddesi, geçici 15. maddenin iptali. Bu madde 12 Eylülcülerin yaptıkları yüzünden yargılanmasını engelliyordu. Türkiye’nin son 30 yılındaki payı tartışılmaz olan 12 Eylül faşizmini yargıdan kurtaran anayasa hükmü bu paket içinde iptal ediliyor.

AKP, “işte paket, ya hepsi ya hiçbiri” derken, “12 Eylülcülerin yargılanmasını istemiyor musunuz?” diye soruyor.

Yani 12 Eylülcülerin yargılanmasını istiyorsak, AKP’nin diktatörlük ilanından başka bir şey olmayan bu değişikliğe eyvallah diyeceğiz.

Bu kadarını ciddiye bile alamayız.

Peki yapmamız gereken ne?

Yapmamız gereken son 30 yılın hesabını sormak, halka karşı, ülkeye karşı işlenmiş suçları tek tek ortaya döküp, sorumlularının yakasına yapışmaktır. Hem suçlu hem güçlü olanların kuyruğuna takılmak değil, yakasına yapışmaktır doğrusu.

Özal’ın Başbakan Yardımcısı olduğu, 12 Eylül cuntasının başta olduğu dönemin büyük bankerler faciasının da, bugün tüm bir bankacılık sisteminin yabancı sermayeye teslim edilmiş olmasının da hesabını soracağız.

Yapmamız gereken budur.

Yapabilir miyiz?

Yapabiliriz. Çünkü 30 yılın sonunda geldiğimiz noktada halk uyanmaktadır. “Özelleştirmeler sizin iyiliğiniz için. Özel güzeldir” diyenlere inanan yok artık. Daha önemlisi, bu kandırmacayla kendi kasasını dolduranlara halk tepki duyuyor. Öyleyse bu tepkiyi, hesap soracak bir halk tepkisine, halk mahkemesine çevirmek en doğrusu değil mi?

Yapabiliriz. Çünkü 30 yıldır söylenen en büyük yalanı bugün artık kimse yutmuyor. “Suçlu komünistler. Onların yüzünden her şey” diyenler tüm dünyada “doğruyu söyleyenler komünistlermiş, iyiliğimizi isteyen onlarmış” sözleriyle karşılaşıyorlar artık.

Peki kimlerden hesap soracağız?

Hepsinden ve en önce de en hayasız, en vurdumduymaz olanlarından. Yani en önce AKP’den ama diğerlerini hiç unutmadan hesap soracağız.

Ereğli Demir Çelik’i özelleştirip yıkımın eşiğine getirenlerin hesap defterini tozlu raflardan çıkartacağız. Tekel’in kâr eden sigara fabrikalarını piyasayı ele geçirmek isteyen Amerikan – İngiliz ortaklığına yediren AKP’yi derhal hesap vermeye zorlayacağız.

İşimizi kolaylaştıran bir şey var: “Ben ikinci Özal’ım” diyen Tayyip Erdoğan, bir bakıma Özal’ın günahlarına da kefil oluyor. Kenan paşalarına söz söyletmeyen, sokak adlarına bile dokundurtmayan AKP’liler, aslında biz fena halde 12 Eylülcüyüz diye itiraf etmiş oluyorlar. Hemen dosyalarımızı hazırlayacağız.

Kentsel dönüşümden, TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesine, Tekel’in binalarının peşkeş çekilmesinden, Telekom yağmasına, limanlardan, şeker fabrikalarına...

Halka ve ülkeye karşı işlenmiş suçların dosyasını açacağız, işlenmekte olan, işlemeye hazırlandıkları suçlar için suçüstü yapacağız.