Kaldır Başını

Bu ülkede onlar ne isterse o olur. Ülkenin sahibi onlardır, onların borusu öter, bize boyun eğmek düşer.” Türkiye toplumunun bilinçaltını konuştursak herhalde böyle diyecektir. Her kafamızı kaldırdığımızda bin pişman olduğumuzu, bu ülkenin geçmişinde halkın her harekete geçişinde büyük bir karşı saldırıyla karşılaştığını, susanın bir pişman direnenin bin pişman olduğunu da herhalde ekleyecektir. Gerçekten öyle mi?

“Dersimizi aldık” mı diyeceğiz? Hiç de öyle değil! Hakkını isteyenin, mücadele edenin yalnız kaldığı da, her yaptığına pişman olduğu da yalandır. İşin aslı, “tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar!” Eklemeye gerek var mı? Korkunun ecele faydası yoktur! Ve belki de yıllar sonra: Gün bugündür!

Tekel işçisi bize çok şey öğretti. Aslında Tekel işçisi direnirken çok şey öğrendi. Onlar, bu ülkede yaşayan emekçilerin en gözü kara, en serdengeçti, en cesur, en bilinçli, en mücadeleci olanları değildi. Senin gibi, benim gibi insanlar, emeğinden alınterinden başka zenginliği olmayan emekçilerdi: İşçiydiler!

Belki çoğunun ezberi de bozuktu: Bir şeyler elde etmek istiyorsan boyun eğeceksin, büyüklere karşı gelmektense, onların suyuna gideceksin. “Padişahım çok yaşa” diyeceksin ki, padişah seni görsün, sana bir güzellik yapıversin. Belki pek çoğu yıllarca böyle düşünerek yaşamıştı. Direnmeye zorlandılar. Haklarını yedirmemek için, çocuklarını aç bırakmamak, işsiz kalmamak, yıllarca alın teri, göz nuru döktükleri, ciğerlerini sökmüş işlerinden olmamak için direnmek zorundaydılar.

Direndikçe öğrendiler: “Hak verilmez alınır”
Direndikçe öğrendiler: Direnenler yalnız kalmaz.
Direndikçe öğrendiler: Haklarından vazgeçmeyenler, hakları için mücadele edenler kazanır.

Ve örnek oldular. Şimdi Tariş işçisi ayağa kalkıyor, şimdi üniversitelerden ses geliyor.

Amerika çok güçlüymüş, zenginlerin borusu ötermiş, polis kodu mu oturturmuş, cemaatler çok güçlüymüş! Geç bunları. Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.

Kaldır başını.