Nisan 2008 Medya, Sanat, Edebiyat ortamı izleme raporu
Gerici kültür ortamını değiştirmek, karşı seçenekleri güçlendirmek için bir dizi çalışma yapmayı hedefleyen. Türkiye Komünist Partisi Kültür Komisyonu tarafından hazırlanan "Nisan 2008 Medya, Sanat, Edebiyat ortamı izleme raporu"
2008 Nisan’ında ülkede ve medyada en çok üstünde durulan gündem, kuşkusuz ki ayaklar-başlar tartışmasıydı. NTV’de yayımlanan “Haydi Gel Bizimle Ol” programında, daimi sohbetçi Aysun Kayacı, seçimlerde verdiği oy’un dağdaki çobanın oyuyla eşit sayılmasına isyan edince kıyamet koptu.
AKP ve onu destekleyen medya, AKP’ye karşı duran cephenin işte böyle “seçkinci”, “şımarık”, “kendini bilmez” kişilerden oluştuğunu kanıtlamada büyük bir fırsat yakaladıklarını düşündüler. Türkiye Aysuncular ve Aysun karşıtları olmak üzere adeta ikiye bölündü. Bu konuda yüzlerce haber ve yorum yayımlandı, hemen herkes bir şeyler söyledi. Vatan gazetesi tartışmayı manşetten yayımladı. Kayacı’yla Platon’u özdeşleştirdi, karşılaştırdı. Aynı günlerde işadamı İshak Alaton’un konuk bir trilyonerle giriştiği Marx tartışması da gündeme eklenince günlük gazeteler adeta felsefe dergilerine dönüştü kısa bir süre için de olsa.
AKP karşıtları neredeyse tümden, “Bağdat Caddesi solcusu”, “Sefih yaşam düşkünü elitistler” damgası yemek üzerelerdi ki, Tayyip Erdoğan imdada yetişti. 1 Mayıs tartışmaları sırasında, her sıkıştığında olduğu gibi öfkesine yenik düşerek, tam da aynı konuda bir gaf yaptı; AKP karşıtları olarak son dakikada 2-1 öne geçtik. Çünkü koskoca başbakanın kırdığı pot doğal olarak iki gol sayılıyordu. Erdoğan ülkenin “ayaklar” tarafından yönetilemeyeceğini şiddet içeren bir üslupla açıkça ilan etmişti. Bu kışkırtıcı ve saldırgan biçem zincirleme şekilde Bakan Mehmet Ali Şahin’e, oradan da İstanbul Valisi’ne sirayet etti. Orantısız biçimde kullanılan abartılı yalanlarla önce “Taksim alanı bir ulaşım, ticaret ve turizm merkezidir” denilerek miting yasaklandı. Miting için turizm, ticaret ve ulaşım üç beş saat etkilenecekti; lakin bahsi geçen idareciler sayesinde İstanbul yirmi dört saat boyunca neredeyse tümden turizme, ticarete, ulaşıma kapatıldı. Taksim’den yaya geçişlerine bile izin verilmedi, turistler coplandı. Taksim çevresindeki polis zulmü de “orantısız” boyuttaydı.
Medyada 1 Mayıs tepkileri ve tartışmaları Mayıs ayının gündemine girdiğinden bu raporda ele almayacağız. Sadece şunları söyleyebiliriz: AKP ve AB yanlısı pek çok liberal, bunların demokrasiyle falan ilgilenmediklerini kabul etti veya geçici olarak kabul etmek zorunda kaldı. Milliyet’in 4 Mayıs tarihli başlığı şuydu: “AB’ye Doğru Tam “Gaz” (1 Mayıs’ta gaddarca kullanılan gazlar kastediliyor.) Milliyet altta iri puntoyla şöyle devam etti: “1 Mayıs’ta AKP’yi ‘Müslüman Demokrat’ Diye Öven AB Komiseri Olli Rehn’in AB Troykası…”
Bunlar kanımızca önemli gelişmelerdir. Medyada 1 Mayıs tartışması bir sonraki raporumuzda sizin de katkılarınızla kapsamlı olarak yer alacaktır.
Ayaklar başlar tartışmasına bizim yorumumuza gelince: Türkiye’de bir bütün olarak solun, yoksulların siyasi yönelimi olmaktan uzak kaldığını üzülerek görüyoruz. Her rengiyle solu, genellikle öğrenim görmüş, okumuş insanlar destekliyor Türkiye’de. Okumuşların büyük bölümü en alt tabakadakilerden görece daha iyi yaşam koşullarında bulunduğundan ve bir bölümü de gerçekten zengin olduğundan, ülkede solculuk dinci siyasetçilerce seçkincilik olarak gösteriliyor halk yığınlarına. Bu faşist bir taktik, ama iyi yürütülüyor. Taktiğin başarısı, kuşkusuz bir ölçüde de olsa bahsettiğimiz gerçeğe dayanmasından kaynaklanıyor. Ülkede solun, bu seçkinci, zenginci yaftasından kurtulması; işçilerin, köylülerin, emekçilerin geniş bölümünün desteğini alması gerekiyor.
Öte yandan biz sosyalistler olarak, seçkincilik yapmayı da, seçkinci söylem kullanmayı da kendimize hak olarak görmemeli, böyle yaklaşımları eleştirmeliyiz. Ayrıca bizim anladığımız demokrasi, asla, halkın dört beş yılda bir sandığa gidip parlamentoyu oluşturmasıyla sınırlı bir demokrasi değildir. Her gün canlı katılım gerektiren bir demokrasidir. Halk mahalle mahalle, iş yeri iş yeri örgütlenmeli, temsilcilerini seçmeli, onlar aracılığıyla veya doğrudan, her gün gündemi kendi belirlemelidir. Beş yılda bir seçimle sınırlı demokrasi başından sakat bir demokrasidir ve beraberinde elbette her birinin haklılık payı bulunan birçok kısır görüşün sonuçsuz tartışmasını getirecektir.
Medyanın aynı konudaki konumuna gelince. “Haydi Gel Bizimle Ol” programında olduğu gibi, bazı temel sorunlar, ancak cıvık bir programda, bir mankence dile getirildiğinde gündeme oturabilmektedir. Sorun ancak aynı cıvık üslupla ele alınırsa sağından solundan kurcalanabilmektedir. Aynı konuyu gerçekten bilenler kendi aralarında tartıştığında bunu pek az kimse izlemekte ve dolayısıyla sorunların özleri gündeme gelememektedir. Bizim demokrasimizde yaşanan temel olgu, temel hastalık tam da budur.
Bilgiyi övmede, ilgiyi teşvikte, hayata topluma katılanla katılmayanı bir tutmamakta bir yere kadar, evet, seçkinci olmalıyız. Yani ülkeyi düşünenler yönetmeli elbette, başlar yönetmeli. Ama bu başlar ayaktakımından, emekten yana olanların, emeğin başları olmalı. Kendi çıkarına düşünmeye başladığında emeği üretenlerce her an geri çağrılabilecek başlar yönetmeli toplumları. Görünüşte değil, gerçekten zenginleri temsil eden; tek akıl yetenekleri yoksulları kandırmak ve gütmekten ibaret, ama aydınlıktan, bilgiden, kültürden uzak başlar (aslında kültürel olarak ayaklar) yönetmemeli halkları, şimdi olduğu gibi.
Kültür ortamında olumlu bir gelişme: Danıştay 6. Dairesi Sultanahmet’te Bizans-Osmanlı kalıntıları üstünde yapımı süren Four Seasons otelinin yapımını durdurdu. Mahkeme kararının uygulanıp uygulanmadığını birlikte izleyeceğiz. Bu kararla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, ayrıca Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın tarihe, geleneğe karşı, piyasacı-günübirlikçi-kültürsüz oldukları kanıtlandı. Ancak aynı güçler, ay ortasında Muhsin Ertuğrul tiyatrosunu yıkmayı başardılar.
ABD işgal güçlerinin Irak’ın Hadisa kasabasında gerçekleştirdiği katliamı anlatan belgesel filmin sonunda, altyazı ekranını kontrol eden çevirmen “İşgalci ABD, İşbirlikçi AKP” sözlerini ekrana yansıttı. (16 Nisan) Paniğe kapılan İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetimi “sanata müdahale” etmekle suçladığı çevirmeni işten attı.
Nisan ayında mide bulandıran medya-reklam kampanyalarından biri de margarin destekçisi medyatik diyetisyenlerce yürütüldü. Televizyonda ve gazetelerde Ayşe Baysal, Taylan Kümeli, Selahattin Dönmez isimli bu sözde sağlık uzmanları, vicdan rahatlığıyla margarin reklamına çıktılar. Plastik yemekten farksız bir şey olan margarin yeme alışkanlığı artık kitlelerce yavaş yavaş terk ediliyordu çünkü. Margarin sanayicilerinin yeni bir hamle yapması gerekiyordu. Meslek ahlakına uyan birçok diyetisyen ve hekim, son rezaleti protesto ettiyse de bu tepkiler medyada fazla yer bulmadı. Sol gazeteler dahil, o konuda ilginç gelişmeler yaşanıyor basın-yayında. Takipçisi olacağız.
Türkiye’nin en büyük medya gruplarından Sabah Grubu’nun, başbakanın damadının “CEO - Yürütme Kurulu Başkanı” olarak görev aldığı Çalık Grubu’na satışı geçtiğimiz ay tamamlandı. Bu satın almanın finansmanında, Cumhurbaşkanı’yla yapılan Katar yolculuklarında temin edilen nakit “kısa” kalınca, kamu bankalarından “3 yıl geri ödemesiz kredi” kullanma yöntemine gidildi. Çalık Grubu’nun, “uygun koşullarda kredi” sağlayan Halk Bankası’nın genel müdür yardımcısını kendi grubunda işe alması ve bunun üstüne bir de özelleştirilmesi beklenen bu bankaya talip olması, Türkiye’de bazı şeylerin ne kadar açık ve fütursuzca nasıl yapılabildiği sorusunu gündeme taşıdı. Sabah Gazetesi’nin tirajında önemli bir gerileme yaşanır, Umur Talu, Hıncal Uluç gibi köşe yazarları “biz şimdi nasıl devam edeceğiz acaba” sorusunu köşelerine taşırken, gazetenin genel çizgisi de “hükümetin ve sahibinin sesi” pozisyonuna giderek daha fazla oturdu.
Gericilikle ilişkisini daha “dolaylı” biçimde kurmak için gayret sarf eden Taraf Gazetesi ise, ay boyunca Fethullahçı sermaye gruplarından aldığı ilanlarla yine sobelendi. Gazetenin genel çizgisindeki ABD’ci - liberal “duruş” zaten saklanmaya çalışılan bir şey değil, bu duruşu daha da etkinleştirmek için elinden gelen her şeyi yapan Fethullahçı destek ise “belirsizleştirilmeye” çalışılıyor. Bu ayki ilanlarla “perde arkasındaki gizli finansör” konumu, “vitrindeki reklamveren” pozisyonuna taşınarak, bir anlamda daha “çağdaş” bir görünüm kazandı. Buna, gericileşme ile piyasalaşma arasındaki güçlü bağlantı da diyebiliriz.
Yeni Şafak, Zaman, Bugün ve Vakit ise ay boyunca hemen her gündemde kendilerinden beklenen performansı gösterdiler. 1 Mayıs’ta performanslarını en üst seviyeye çıkaran gerici neşriyat, bu tarihe dek 10 gün boyunca Hüseyin Üzmez travması yaşadı. Türbanla ahlak bekçiliğine soyunanların ortaya çıkan iğrenç sapıklıklarını, komplo diye geçiştirmeye çalışan, araya utanmadan “Ergenekon” lafları sokuşturan, yanına “28 Şubat öncesinde de böyle yayınlar artmıştı” diye laflar katan bir yayın çizgisi için söylenebilecek ne var ki? Medyadaki yozlaşmaya dikkat çekerek kendilerine okur çekmeye çalışan din tüccarlarının, yozluğun en dibinde debelendikleri bir kez daha açığa çıkmış oldu.
TRT’nin hükümet eliyle, gerici bir yayın çizgisine ve kadrolaşmaya mahkum edilmesi bir süredir takip ettiğimiz bir gelişmeydi. Söz konusu yayın çizgisinde Fethullahçı programların ne derece öne çıktığına dair uyarı ve bilgilendirme ise Haber-Sen Ankara Şubesi’nden geldi. Çarşamba geceleri TRT1’de “Bedirhan Gökçe ile Gecenin Kıyısında” programında Fethullah Gülen şiirleri okunduğu; TRT2’de Perşembe günleri yayınlanan “Düşünce İklimi” adlı programda onursal başkanlığını Fethullah Gülen’in yaptığı Abant Platformu koordinatörlerinden Kenan Gürsoy’un dini vaazlar verdiği; TRT2’de hafta içi her gün saat 20:30’da yayınlanan Rengahenk programında, cemaatin sevilen ismi İlker Gültekin’in Fethullah Gülen’in yazdığı metinleri seslendirdiği; bunun dışında Zaman, Taraf ve Yeni Şafak yazarları Teoman Duralı, Önder Aytaç, Talip Küçükcan, Mümtazer Türköne, İbrahim Kalın gibi çok sayıda gerici şahsiyetin hazırladığı programlarla “Değişen İslam Dünyası ve Gülen Hareketinin Katkıları” gibi konuların ele alındığı Haber-Sen tarafından kamuoyuna duyuruldu.
Türkiye’nin bol ödüllü “sanat piyasası” ise yine yeni tartışmalar yaşadı. “Türk tiyatrosunun Oscar’ı” diye tanıtılan Afife Jale Ödülleri, Dostlar Tiyatrosu’nun Sivas 93 adlı oyununu “mansiyon” ödülüne layık gördü. Genelde özendirme amacıyla genç topluluklara verilen bu ödül türünün, yılların Dostlar’ına ve “Sivas 93”e gitmesi, Genco Erkal’ın ödülü geri çevirmesiyle karşılandı. Benzer şekilde, oyunun müziklerini yazıp ödüllere aday olan Fazıl Say da Afife Jale’den çekildiğini açıkladı. Tüm bunlar olurken Dostlar’ın ödülü reddeden “gerekçeli kararı”nda; “Sivas’ta yitirdiğimiz insanların anısına saygısızlık olur” ifadesi ise tam anlaşılamadı. Oyun, diyelim ikincilik ödülü alsaydı yine ‘Sivas’ta ölenlere” saygısızlık mı olacaktı, mansiyon ödülü alınmayınca nasıl oluyor da saygısızlık bertaraf ediliyor, ödül mekanizmalarına başvurmanın kendisinde bir saygınlık sorunu var mı gibi sorular açıkta kaldı. Sonuçta, ödül mekanizması, piyasa ilişkilerini meşrulaştıran, geliştiren ve daha da kurumsallaştıran, starlara cila üstüne cila atan işleyişiyle zaten başlı başına bir “sorun alanı” iken, anlaşılıyor ki, bu mekanizmanın kendi iç işleyişinde de yeni sorun türleri belirmeye başladı.
Ödüllü kültür sanat ortamının bir başka cephesinde ise değerli şairimiz Gülten Akın, kendisine ve şiiriyle yarattığı değerlere yakıştıramadığımız bir şekilde, gerici hükümetin “ılımlı” kültür bakanlığından, “onur ödülü”nü aldı.
Sporun “gizli” gündeminde ise, şampiyonluğa koşan futbol kulüplerinin gözde isimlerinin kutlu doğum haftası kutlamaları vardı. Fethullahçı özelliğiyle bilinen Hakan Şükür, aynı hoca efendinin şakirtlerinden Beşiktaş hocası Ertuğrul Sağlam’ı Beşiktaş-Galatasaray derbisinde tüm bir yarı sahayı koşup sarılarak kutlarken, üç hafta sonraki Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin de kutlu doğum haftasına yakışır bir şekilde geçmesini temenni etti. Futbol klişeleriyle ifade edecek olursak, “zirvenin bir diğer güçlü adayı” Sivasspor’un gerici hocası Bülent Uygun da hemen bu temennilere ve kutlamalara katılarak, “zirvedeki takibini sürdürdü”.
TKP Kültür Komisyonu
* Komisyon, çalışmaların ekinbildirgesi.com adresinden takip edebilirsiniz.
