Mayıs 2008 Medya, Sanat, Edebiyat ortamı izleme raporu

4 Haziran 2008

Medya, sanat, edebiyat alanı izleme değerlendirme raporumuza geçen ayın raporunda belirttiğimiz gibi 1 Mayıs olaylarının medyada yansımalarıyla başlıyoruz.

Liberal medya 1 Mayıs şiddetini sergilemede kendine göre hayli nesnel ve düzgün bir yaklaşım gösterdi bu kez. Hükümet kanadının tüm “demokrasi” beklentileriyle alay edercesine tavır alması, liberal medyanın az çok desteklediği kişi ve kurumlara, bu arada medya mensuplarına da aşırı sertlik göstermesi bir yerde onları buna itti.

Ali Deniz Uslu adlı Cumhuriyet muhabirinin saldırı sonucu kolu kırıldı. Liberal televizyon kanallarından CNN-Türk ve özellikle NTV, haber kanalı olmalarına rağmen 1 Mayıs gerçeklerine en az ilgi gösteren kanallardı. CNN Türk ve NTV, toplumu kendine yabancılaştırıp emperyalistleri dünyanın efendisi olarak gösterme işlevini en ince ve en örtülü biçimde yerine getirirken, işbirlikçi hükümetlere zarar getirebilecek haberlerden kaçınmayı yeğliyorlar. Haber-Türk bu arada 1 Mayıs’ı görece en iyi yansıtan kanallardan biriydi.

Dinci basın 1 Mayıs haberlerinde de sıkça yalana başvurdu. Öyle ki Cihan Haber Ajansı “TKP Nişantaşı’nı savaş alanına çevirdi” gibi tuhaf bir haber üretmeyi başardı. Vakit, Yeni Şafak, Zaman gibi gazeteler bu haberi aynen kullandılar. Vakit gazetesi, mayıs ayının sonuna doğru CHP genel merkezinin dinlenmesi sonucu ürettiği haberi de baş sayfasından vermeyi ihmal etmedi. Bu yeni telekulak operasyonu yeni bir skandala yol açtı. Böylece Vakit gazetesi yıl sonunda ilan edeceğimiz medya rezaleti büyük ödülünün en güçlü adaylarından biri olduğunu tekrar gösterdi.

Mayıs ortasında PEN üyesi bazı şair ve yazarlar arasında ilginç bir tartışma yaşandı. Uluslararası İstanbul Şiir Festivali düzenlenmiş, festival “başarıyla” gerçekleştirilmişti. Ama festivale Kürt şairler davet edildiği halde Kürtçe yazan şairler davet edilmemişti. Festivalin düzenleyicileri (onlar adına Metin Celal) bu eksikliğin gelecek yıl giderileceğine söz vererek yakınmacıları sakinleştirdiler, ne ki üyeler arasında bir süre daha karşılıklı milliyetçilik suçlamaları süregitti. Bu arada festivalin kimlerce düzenlendiği hiç gündeme gelmedi. Festival İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ve Kültür AŞ tarafından yürütülmüştü ve solcu, sosyalist şairlerimiz bunu konu etmeye bile gerek duymamışlardı. On yıllardır bankaların, büyük medya tekellerinin sponsorluğuna alışmış, alıştırılmış edebiyatçılarımız kültür düşmanı bir iktidarın gözetiminde ve desteğinde sanat organizasyonu yapmakta da sakınca görmüyorlardı. Bankaların edebiyatı teslim almasının gelecekteki olası sakıncalarını dile getiren yazarların yeniden haklı çıkması bizleri hiç memnun etmedi.

Mayıs başında Küba Çocuk Tiyatrosu La Colmenita İstanbul ve Ankara’daki gösterilerini sürdürdü. Liberal sanat medyası elbette konuya büyük ilgi göstermedi!

Televizyon dizilerinde çalışanların (oyuncular, set ekibi) ağır, yoğun, yıpratıcı çalışma koşullarında iş gördükleri, çoğunun sendikasız, sigortasız olduğu, ayrıca olağandışı denecek ölçüde düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıkları gerçeği, söz konusu kesimin sesinin, şikâyetlerinin artmasıyla bir kez daha gündeme geldi. Ne ki yeterli ilgiyi elbette görmedi.

Denizlerin idamlarının yıldönümü ve bu nedenle yapılan kitlesel gösteriler vesilesiyle medyada Denizler ve Altmışsekiz Kuşağı üzerine ilginç tartışmalar yaşandı. Bu tartışmanın en komik kişisi kuşkusuz “Deniz’lerden Elinizi Çekin” diye bir yazı döşenen Hasan Cemal’di. Düzenin, emperyalizmin, kapitalizmin en sadık ve utanma eşiği en yüksek savunucularından bu liberal gazeteci Denizlere kendi değersizlikleri üstünden sahip çıkıyordu. Onun ve benzerlerinin tavrı komünistlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin içini tuhaf etti, ürpertiden, mide bulantısına, kahkaha atmaktan, hiddetlenmeye dek değişik tepkilere yol açtı. Denizler -herkes iyi bilirdi ki- militan devrimciydiler. Tutarlı birer antikapitalist, antiemperyalist, bu temelde bağımsızlıkçıydılar. Yönelimleri her fırsatta söyledikleri ve son nefeslerinde yineledikleri gibi Marksizm-Leninizmdi. Atatürkçü değildiler ama Mustafa Kemal düşmanı da değildiler. Türklerin ve Kürtlerin birliğine, birlikte örgütlenmesine özel bir önem veriyorlardı ve tabii ki asla ne Türk ne Kürt milliyetçisiydiler. Bu özellikleri bir bütündü ve gerçek bazılarının işine gelmese de aynen böyleydi. Şimdi her kesim zararsızlaştırılmış tüm efsane şahsiyetlerin başına geldiği gibi onların kendi işlerine gelen özelliklerini sahipleniyor, öteki özelliklerini unutturmaya çalışıyor. Bizim görevimiz ise efsane devrimcilerin zararsızlaştırılmasına izin vermemek.

Böylece tüm işbirlikçi kalemşorları temsilen Hasan Cemal de yine yıl sonunda vereceğimiz medya rezaleti ödülüne bireysel dalda en yakın adaylardan biri olduğunu kanıtladı. Hasan Cemal’in kendi gibi yazması bu büyük ödülü almasına yeterli olacaktır, özel gayretine gerek bulunmamaktadır.

Altın arama çalışmalarına yasadışı olarak devam eden Eldorado Gold firmasının bu usulsüz kazıları sırasında bir işçi hayatını kaybetmişti. Rıza Yükselir adlı işçinin ölümü şirkete karşı tepkilerin artmasına yol açmıştı doğal olarak. Ekinbildirgesi sitemizde daha önce özel haber yapmıştık, bir okurumuzun katkısıyla. Söz konusu şirket işçinin kaybı nedeniyle bir başsağlığı ilanı yayımladı Birgün gazetesinde. Birgün bu ilanı kabul etti! Biz de bu gelişmeyi ilginç bulduk ve skandal olarak yorumladık.

19 Mayıs’ta ajanslardan bol fotoğraflı trajik bir haber düştü. 1950 yılında yapılan toplu bir katliamın haberi ve fotoğrafları… Güney Kore askerleri ABD askerlerinin emir ve denetiminde daha önce gözaltına alınan 7000 kadar komünisti ve muhalifi topluca vurarak öldürmüş, kurbanları ölü veya yarı canlı olarak toplu mezarlara atmıştı. Yeni bir büyük Amerikan katliamı ortaya çıkmıştı, lakin bu en azından bizim medyada büyük bir ilgisizlikle karşılandı. Söz konusu katliam haberini fotoğraflarla anımsatmayı boynumuzun borcu biliriz.



Sağ ve liberal basın Amerikancıdır ve olguya ilgisiz kalması doğaldır. Ne ki sol basında da doyurucu bir yankı göremedik. Amerikan katliamlarına alıştığımızdan olsa gerek. ABD son süreçte Irak’ta 1 milyonun üstünde insan öldürdü. Ama bu toplu öldürümler öylesine kanıksandı ki, ABD ile ittifak içindeki bazı güçler solcu, en gerçek solcu sayılmaya devam etti.

Nâzım Kumpanya üstün nitelikli bir müzik sergiledikleri başarılı konserlerine başladı.

Ay ortalarında medyada yaşanan çok ilginç bir gelişme de Kanaltürk’ün satışıydı. Hem de hükümete yakın bir şirkete. Böylece medyada hükümet denetimi-tekeli daha da güçlenmiş oldu. Gelişme ulusalcı olarak bilinen kanatta derin bir üzüntü ve hayal kırıklığı yarattı. Bizkaçkişiyiz hareketi içinde Tuncay Özkan’ı hainlikle suçlayanlarla, ona her koşul altında destek vermek gerekir diyenler ayrıştı. Özkan satışın zorunlu mali gereksinimlerden kaynaklandığını açıkladı, mücadeleye devam edeceğini bildirdi. Süreçte ilgisiz kaldığını iddia ettiği CHP’yi suçladı, CHP yönetimiyse mesafeyi korudu, zamanında çok yardım yaptıklarını ifade etti. Özkan’ın kişiliği ve kararları çevresinde Bizkaçkişiyiz hareketine karşı zaten var olan kuşkular iyice artarken, Özkan bu kuşkuları dile getirenleri ağır dille suçlamaya devam etti. Milyonluk dev gösterileri uzun süre görmezden gelmeye çalışan, o dönem AKP’ye desteği sürdüren liberal medyacılar da satışa çok sevindiler, zayıflığı fırsat bilip Özkan’a yüklendiler. Elbette “hırsızın hiç mi suçu yok” diye baktığımızda, bu el değiştirmede gerici cenahın “susturamazsan satın al” mantığı da dikkat çekti. Geçtiğimiz ay da ifade ettiğimiz gibi, gericileşmeyle piyasacılık arasında bir ayrışma değil örtüşme yaşanıyor. Kanaltürk’ün yeni patronu Fethullah’ın ve okullarının sözcüsü olarak büyürken, davetiye basımı ve matbaacılıkla gelişen şirket, aynı zamanda Bergama’da altın işletmeciliği siciliyle de biliniyor.
Kimin daha haklı olduğunu, Özkan’ın antiemperyalist mücadelede ne kadar kararlı, tutarlı adımlar atacağını gelecek aylarda birlikte izleyeceğiz.

Hatırla Sevgili adlı dizide 80 öncesindeki Maraş katliamıyla ilgili olarak MHP’lilerin suçlanması MHP’nin tepkisine ve dava açmasına yol açtı. Dava açarak yaşanmış gerçeği değiştirebileceklerini uman MHP’lilerin tutumu ibretlikti. Bu vesileyle sizlere soruyor ve bir tartışma açmak istiyoruz. Elbette eğer katkılarınız, yorumlarınız gelirse böyle bir tartışma başlayacağı açıktır. Şimdi soru şu: Dizide geçmişte devrimci harekette yaşananlar, devrimci karakterler bir bir sergileniyor. Bu konuda bir kesim diyor ki, gerçeklik bir hayli karikatürleştirilerek, basitleştirilip, bayağılaştırılarak anlatılıyor. Üstelik bazı sansürlere uğruyor konuşmalar, beyanlar, ilişkilerde çarpıtmalara rastlanıyor. Arada birtakım ciddi yanlışlar da yapılıyor. Başka bir kesim de diyor ki, dizi bu geçmiş olayları, geçmişteki devrimcileri hiç değilse gündeme getiriyor. Küllerinden arındırıp gün ışığında gösteriyor. O sayede birçok genç, çocuk devrimciliğe heveslenmeye başladı, siyaseti merak etmeye başladı. Bu dizi sola, sosyalist mücadeleye faydalıdır. Sizler ne düşünüyorsunuz? Hangi taraf, ne kadar haklı?

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Vatan gazetesi ve Fikri Sağlar aleyhine dava açtı. Söz konusu davaya konu iddia, Büyükanıt’ın eşinin yaptığı harcamalar nedeniyle Başbakan Erdoğan’da bir dosya bulunduğu, Erdoğan’ın Büyükanıt’a şantaj yaptığıydı.

Banu Avar’ın, Sınırlar Arasında adlı programı onca iteleme, kakalama, engellemeden sonra nihayet TRT yayınlarından kaldırıldı. Liberalleri, Amerikancı dincileri kutlarız.

Nuri Bilge Ceylan Üç Maymun adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazandı. Kabul konuşmasında Ceylan ödülü “yalnız ve güzel” ülkesine ithaf etti. Ceylan zaten liberallerce sevilen bir yönetmendi, bu ithafıyla onların azıcık kalbini kırdıysa da Cumhuriyetçilerin gönlünü fethetti. Bu fırsatla bir kez daha gördük ki, medyanın çok geniş bir kesimi, halkın çok geniş bir kesimi sanatla ilgilenmiyor, sanattan hiç mi hiç anlamıyor. Sadece sanatçıların siyasi tutumları üstünden, birkaç konuşma, birkaç söz üstünden onlar hakkında yargılara varıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Sinema Destekleme Kurulu’nun üyeleriyle projesi desteklenen kişiler arasındaki akrabalık ise bir diğer “kaynak aktarım mekanizması” olarak dikkat çekti. Yönetmen Bülent Pelit, 7 Mayıs tarihinde basına yaptığı açıklamada “Uzman film adına çıkan proje, komisyon üyesi Faruk Turgut’un yeğeni, Görkem Turgut’undur. Yıldız Film adına çıkan proje, komisyon üyesi İsmail Güneş’in kardeşi, Mehmet Güneş’indir. Tunç Okan komisyon üyesi Cengiz Ergun’un eniştesidir ve onun da projesi çıkmıştır” dedi.
Öte yandan, sinemamızın değerli sanatçılarından Tarık Akan’ın, sinema ve tiyatro oyuncularını Kanal 7, Samanyolu TV gibi gerici kanalların dizilerinde oynamamaya çağırmasıysa ayın pek yankı bulmayan bir girişimi oldu.

Geçen ayki raporumuzda bazı güvenilmez beslenme uzmanlarının margarin destekçisi kampanyalarının büyük mali destekle medyada geniş yer bulduğundan söz etmiştik. Yeni Aktüel dergisi bu kez de Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Prof. Dr. Kenan Demirkol gibi konunun uzmanı güvenilir hekimlerin görüşüne başvurdu. Onlar da söz konusu şarlatanlığı teşhir ettiler. Bu görüşler Vatan gazetesinde de yer buldu.

Yine bir Ertuğrul Günay haberi. Galiba Günay karşısında Hasan Cemal’in bile işi zor. Turizmi Teşvik Kanunu adı altında ormanları sermayenin yağmasına açan AKP hükümetinin ilgili konudan sorumlu bakanı Ertuğrul Günay’a Bodrum tepkisi. Yurtsever Cephe üyeleri ve Mavi Yol Girişimcileri Bodrum’da bakanın yolunu kesti ve tepkilerini dile getirdiler. Bakan’sa tepki falan yok söylemiyle olayın ciddiyetini saklamaya çalıştı.

TRT Spikerleri ATV’ye kiralanacak: KESK’e bağlı Haber-Sen, 22 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile TRT çalışanlarının kiralanmasının yolunun açıldığını belirtirken, ATV ile TRT arasında özel izinle spiker anlaşması yapıldığını ve üç spor spikerinin Euro 2008′de ATV için üç hafta boyunca maç anlatacağını bildirdi. Sendika, Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açtı.

Mahkeme Radikal’den atılan beş, Milliyet’ten atılan bir gazetecinin göreve dönüşüne karar verdi.

TKP Kültür Komisyonu
* Komisyon, çalışmaların ekinbildirgesi.com adresinden takip edebilirsiniz.