Haziran 2008 Medya, Sanat, Edebiyat ortamı izleme raporu

16 Temmuz 2008

2008 Haziran ayında, medya ve kültür alanında, gericilik ve piyasacılık ekseninde yaşanan gelişmeler, “mevsim normallerinin üzerinde” idi.

Ayın kapanışında, Karabük’ün AKP’li belediye başkanının, ilçede düzenlenen kültür festivaline davet edilen Latife Tekin’e hükümeti eleştiren sözler sarf ettiği için “konuşma yasağı” uygulaması, mikrofonunu kapatarak üzerine yürümesi, bir diğer katılımcı yazar Onur Caymaz’ın izleyiciler tarafından “boynu kırılmak”la tehdit edilmesi, AKP’nin hoşgörü ve demokrasi anlayışının sınırlarını ortaya koydu. Karabük’teki gerilim Tekin’in aklına “Madımak”ı getirirken, belediye başkanının “Paranı ben veriyorsam, benim istediğim gibi konuşursun” mantığını bu kadar açık bir şekilde dile getirmesi ve elinde faturalarla basına fotoğraflar vermesi, gericilikle piyasacılık arasındaki bağların bir kez daha ortaya çıkmasının da bir örneği oldu.

Aslında geçtiğimiz ay, AKP’li belediyelerin etkinliklerine ve gerici TV kanallarının programlarına dönük bir protesto girişimi başlamıştı. Tarık Akan gerici TV kanallarındaki dizilerde oynamama çağrısı yapmıştı. Haziran ayının ortalarında ise Edip Akbayram, Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde düzenlenen bir şenliğe, belediyenin AKP’li olduğu gerekçesiyle katılmama tavrını ortaya koydu. Her iki çıkış da kamuoyunda ve sanat çevrelerinde pek yankı bulmadı. Şimdi, Latife Tekin, Vecdi Çıracıoğlu, Onur Caymaz ve Alper Akçam’ın Karabük’te maruz kaldıkları muameleyle birlikte, 2 Temmuz yangınından 15 yıl sonra, “Türk aydınının gericilikle imtihanı” yine yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Belediyelerin kültür etkinliklerinin yanı sıra, Çankaya tepelerinden “başbayan himayesinde” gerçekleştirilen bir okuma etkinliği de İstanbul’daki reklam panolarında ve Doğan/Fethullah medya düopolünde geniş yer buldu. Osmanlı’ya dönüş özleminin ifadesi fotoğraflar ve yazılarla halkımız “Hayrünnisa hanımefendinin himayelerindeki, konuşan kitap şenliği”ne davet edildi. 21 hazirandaki açılışta bizzat “Hayrünnisa Hanımefendi”, geçtiğimiz ay kaybettiğimiz ve kitapları son yıllarda Akçağ, Ötüken gibi İslamcı ve milliyetçi yayınevlerinden çıkan Cengiz Aytmatov’dan pasajlar okudu. Taha Akyol gibi yazarların “hayranlıkla aktardıkları” şenliğin diğer katılımcıları arasında, Hakan Şükür, Doğan Hızlan, Gülben Ergen, Kenan Işık, İlber Ortaylı, Emre Aköz ve Mustafa Erdoğan da var. Bu “okuyucular” arasında Ahmet Telli’nin adının da geçmesi, akıllarda soru işaretleri doğurdu.

Bir diğer soru işareti ya da “tutarlı tavır beklentisi”, tiyatro çevresiyle ilgili bir haberle karşımıza çıktı. Bundan daha birkaç ay önce AKM’nin kapatılma girişimlerine karşı düzenlenen eylemlerde elinde mikrofonla kürsüden, “AKM yi yıktırmayacağız, buldozerlerin altına ilk ben yatacağım” gibi sözler sarf eden Nedim Saban’ın, AKP ile 40 oyunluk bir anlaşma yaptığı konuşuluyor.

Bir başka oyuncu, Müjdat Gezen ise Kültür Bakanlığı’nın reklamını reddederek farklı bir duruş sergiledi. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’daki ödül konuşmasında ödülünü “Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme” üslubuyla ülkesine adayışının yarattığı sıcaklık da haziran ayının önemli olayları arasındaydı.

Gerici cenahın kültür alanındaki siyasi kadrolaşmasının “pes dedirten” bir örneği ise haziran ayı başında medyada yer aldı. Gerçi kendisi iki yıldır görevinin başındaymış, ancak AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Kent Orkestrası’nı 2 yıldır bir ilahiyatçının yönettiği yeni “ortaya çıktı”. Celal Sevencan adlı bu kişinin İBB sitesinde de yer alan özgeçmişi aynen şöyle:

“Celal Sevencan, 1954 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. 1975 yılında tamamladığı ortaöğreniminin ardından, 1976 yılında Samsun Yüksek İslam Enstitüsü’ne girdi ve 1981 yılında mezun oldu. Meslek hayatına 1982 yılında Bitlis Merkez Atatürk Ortaokulu’nda öğretmen olarak başladı. Bitlis ve Samsun’da çeşitli okullarda öğretmen, müdür yardımcısı ve müdürlük görevlerinde bulundu.1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi Samsun Tekkeköy İlçe Belediye Başkan adayı olarak seçimlere girdi. Seçimlerin ardından aynı yıl içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladı. 1995 yılında atandığı Mezarlıklar Müdürlüğü’ndeki 5 yıllık hizmetinin ardından 1999 yılında İtfaiye Daire Başkanlığı’na programcı olarak atandı. 01.05.2001 tarihinde Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü’ne getirilen Sevencan, 17.11.2004 tarihinde Katı Atık Yönetimi Şube Müdürlüğü’ne asaleten müdür olarak atanmıştır. 04.08.2006’dan itibaren Kent Orkestrası Müdürlüğü’ne asaleten atanmış olan Sevencan, evli ve 5 çocuk babasıdır.”

Geçen ay, mürteci kanadın “renkli” simalarından Cübbeli Ahmet’i mayosuyla, hemen yanındaki eşini ise kara çarşafları içerisinde gösteren “plaj hatırası”, tarafımızdan “ayın fotoğrafı” ödülüne layık görüldü.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç geçmişte İslamcı terör örgütü İBDA-C’nin yayın organı Gölge dergisinin Ankara temsilciliğini yaptı mı, yapmadı mı? Bu çok ilginç iddia, henüz bir sonuca ulaşmadı.

14 haziranda Cumhuriyet gazetesinde Zeynep Şahin’in haberinde “ders kitaplarında cumhuriyet tarihi yerine Osmanlılık’ın vurgulandığını” gösteren örneklerin artması, ÖSS sınavında türbelerin dolup taşması, ülkemizdeki gericileşmenin diğer önemli haberleri/gelişmeleri olarak dikkatimizi çekti.

Geri dönüşçülerin özbildirisi sayılabilecek bir çıkış, Dengir Mir Mehmet Fırat adlı AKP milletvekilinden geldi: “Atatürk devrimleri travma yarattı.” Medyada, bu gericiye karşı savunma yapılırken, “devrim” sözcüğünün anlamı çoğunlukla unutularak, o devrimler herhangi bir yasal değişiklikmiş gibi edilgin savunmalar yapıldı. Travma yaşayanların da çarşafçılar, türbancılar, kafesçiler, dört karıcılar, Arapçacılar olduğu çoğunlukla gözden kaçırıldı.

Gericilikten piyasacılığın daha somut görünümlerine doğru yol alırsak; basında margarin yağcılığı devam etti. Nisan raporumuzda margarin üreticilerinin medyada büyük bir kampanya başlattıklarına, o doğrultuda yayımlanan reklamlara ve haber görünümlü reklamlara dikkat çekmiştik. Halk sağlığı zararına bu kampanyaya sol gazetelerin de alet edildiğini belirtmiş, söz konusu yayın organlarında bilimsel karşı görüşlere hiç değinilmediğini, gelişmeleri izleyeceğimizi söylemiştik. O zaman isim vermekten kaçınmıştık, şimdi artık zorunlu hale geldi. 22 haziranda Cumhuriyet’te Leyla Tavşanoğlu imzasıyla tam sayfa bir röportaj çıktı, karşı yönde tüm uyarılara, çırpınmalara rağmen. Yine haber görünümünde margarin reklamı yapılıyordu tek yanlı olarak. Aynı gazete, 3 nisanda da benzer bir büyük haber yapmış, gelen karşı görüşlere ise sayfalarında yer vermemişti. Halk sağlığının ve solculuğun margarin kadar ucuz olmaması gerektiğini değerli gazete yöneticilerine buradan anımsatıyoruz.

Medyada geçtiğimiz ayın önemli gündem maddeleri ise Taraf’ın “patlayıp duran manşetleri” ve Oral Çalışlar ile Murat Belge’nin “transfer haberleri” oldu.

Misyon sahibi küçük gazete Taraf’ın, asli haber kaynağının “Hocaefendi” denetimindeki istihbarat güçleri olduğu iyice ortaya çıkmaya başladı. Gazeteye ulaştırılan özel “belgeler”in, “Paksüt-Başbuğ” görüşmesinde olduğu gibi dinleme kayıtlarının ve kayıt kuyut olmasa da kulaklara fısıldanan “duyumlar”ın; kılıçların çekildiği bir dönemde, gerilimi tırmandırmak amacıyla “birbiri ardına patlama”ya devam edeceği anlaşıldı. Bu gazetedeki belgeciliği, istihbarat yönünden olmasa da liberal birikim yönünden destekleyecek bir gelişme ise Murat Belge’nin Radikal’den Taraf’a transferi oldu. Taraf’ın bir diğer transferi Leyla İpekçi’nin ise gerçek bir transfer olup olmadığı anlaşılamadı. Zira İpekçi bir yandan Taraf’ta yazmaya başlarken, diğer yandan Zaman’daki köşe yazarlığını da devam ettirdi. Fethullahçıların istihbarat ve nakit sağlayıcılığının yanı sıra icabında dönüşümlü yazar da sağlayabildiği anlaşıldı.

Radikal’de Belge’den doğan boşluğu ise Cumhuriyet’ten bu gazeteye geçen Oral Çalışlar doldurmaya başladı. Belge kadar birikimli olmasa da en az onun kadar gerici olan Çalışlar, transferinin hemen ardından Zaman gazetesine verdiği röportajda “Cumhuriyet’te muhaliflerin en dirençlisi ben çıktım” diyerek Aydın Engin ve İpek Çalışlar’a göre daha dirençli olduğunu anlattı. Dirençli Çalışlar’ın Yeni Liderler Hapishanesi 12 Eylül Günlükleri adlı yeni ve dirençli kitabının önsözünü ise kültürel ve tarihi değerlerin satışı konusunda hiçbir direnç göstermeyen AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a yazdırdığı ortaya çıktı.

Yayın çevrelerinde ise garip bir söylenti dolaşmaya başladı. Gerçi aylık izleme raporlarımızda, fiskosa değil, olgulara dayanarak gelişmeleri özetlemeye çalışıyoruz ama tüm yayın camiasının konuştuğu bir şeyi biz neden saklayalım; söylentiye göre Bejan Matur’un Zaman’da yazılarının çıkmaya başlamasının ardından, bu yazarın Avrupa’larda Amerika’larda kaynak arayıp duran, “mağdur görünümlü Elif Şafak” pazarlayan yayınevi, hocaefendiden maddi destek almaya başladı.

Hatırla Sevgili dizisiyle ilgili geçtiğimiz ayki izleme raporunda sözünü ettiğimiz ve sizin de katkılarınızı beklediğimiz tartışma, haziran ayında sol içi bir başka tartışmaya dönüştü. Okmeydanı Simge Düğün Salonu’nda düzenlenen ve dizinin senaryo danışmanlarından Mustafa Yalçıner’in katıldığı bir söyleşide, İdil Kültür Merkezi adına söz alıp senaryoyu eleştirenler, Denizler’in hatırasının ve eylemlerinin doğru canlandırılmadığını düşünenler, etkinliğin “hâkim güçleri” tarafından susturuldular. İdil Kültür Merkezi, konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı.

Futbol, klasik işlevini gördü, Türkiye’ye tüm sorunlarını unutturdu. Şampiyonanın yarattığı hezeyanlar içerisinde özellikle spor gazeteleri “fetihçi Osmanlı geleneği”ni çağıran manşetleriyle yozlaşmanın üst düzey örneklerini sergilediler. AKP hükümetleri dönemine değin dinci kesim futbola iyi bakmazken, bu kez camilerde, dinsel topluluklarda ulusal futbol takımımızın başarısı için dualar edildi. Tribünlerde hoplaya zıplaya gollere sevinen türbanlı bürokrat ve politikacı eşleri, oturduğu koltuktan fırlayıp yanındakilere sarılmak için ayağa kalkan başbakanlar, cumhurbaşkanları gördük. İnsanı “keşke hiç başarılı olmasak” deme noktasına getiren “futbol rüyası”, silahlı kutlamalarla birlikte tam bir kâbusa dönüştü.

Son olarak, medya-kültür ağırlıklı bir izleme raporunda yer alması yadırganabilir ama bizce geçtiğimiz ayın önemli gelişmelerinden biri de ANAP’ın genel merkez binasının, alışveriş merkezi olmasıydı. Bu “dönüşüm”, Özal’ın takunyalı piyasa geleneğini sahiplenenler ve liberal birikimciler için son derece önemli bir adımdır diye düşünüyoruz. AKM’nin alışveriş merkezi yapılmasına dönük çabaların, düzen partilerinin genel merkezlerinde yapılacak bu türden “kentsel, rantsal ve siyasal dönüşümler”le aşılabilmesini diliyoruz.

* * *

“Ergenekon operasyonu”nun yeni adımları, Cumhuriyet gazetesine yapılan baskın, Mustafa Balbay’ın gözaltına alınması gibi hazirandan da sıcak gelişmelerle başlayan temmuz ayının izleme raporunu bir ay kadar sonra paylaşabilmek, tartışabilmek dileğiyle...

TKP Kültür Komisyonu
* Komisyon, çalışmaların ekinbildirgesi.com adresinden takip edebilirsiniz.