Aydınlık geleceğimiz için mücadeleye devam...

6 Haziran 2008

ÜKDAnayasa Mahkemesi’nin dün anayasada AKP ile MHP’nin yaptığı türban düzenlemesini iptal etmesi ve yürürlüğünü durdurması, “yanlış”, “siyasi” hatta “yargı darbesi” gibi nitelemelerle gölgelenmeye ve haksız gösterilmeye çalışılmaktadır.

Daha üniversiteye türbanı sokmayı amaçlayan anayasa değişikliğinin tasarı olarak meclise sunulduğu günden beri derneğimizin değişikliğe karşı çıktığı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Düzenlediğimiz imza kampanyasında 7500’den fazla akademisyenimiz üniversitede türbana izin vermeyeceğini, üniversiteleri gericiliğe teslim etmeyeceğini bizimle birlikte ilan etmişti. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın türban genelgesi de derneğimizin danıştaya dava açması sayesinde durdurulmuştur. Daha sonra dava sürecinde derneğimiz Anayasa Mahkemesi’ne bilgi verme talebini ileten bir dilekçe vermiş ve başkana hitaben bir mektup iletmiş fakat bu talep kabul görmemiştir.

Bizim açımızdan kararın özünün doğruluğu tartışılmazdır. Türban düzenlemesinin laikliğe de ve diğer cumhuriyet kazanımlarına da aykırı olduğu su götürmezdir. Türban sorunu dinin siyasete alet edilmesinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir sorundur. Bağımsızlığımızı ve ulusal egemenliğimizi temsil etmesi beklenen Dış İşleri Bakanı Babacan’ın son günlerde yurtdışında sürekli yaptığı gibi, zulüm ve özgürlük edebiyatı yapılarak türban sorunu senelerdir büyütülmüştür. ABD, AB ve İsrail ile her tür pazarlığı yapanlar, ülkemizin varlıklarını satmaktan zevk alan, halka zehirli su içiren, emekçilerin haklarını gasp eden, işçi ölümlerini seyredenler türbanın arkasına gizlenerek halkımızı kandırmaya çalışmışlardır.

Bu nedenle türban sorununun ucuz özgürlükçülükle çözülemeyeceğini defalarca söyledik. Çözüm dinin siyasal ve toplumsal yaşamda istismar edilmek yerine bireylerin özgür tercihlerine bırakılmasından geçmektedir. Siyasal ve toplumsal yaşam aklın ve bilimin rehberliğine dayandırılmalıdır. Ülkemizin kadınları da erkekleri de hurafelerle, ayıplarla, baskılarla değil bilimin gerçekleriyle hareket etmelidir. Bunun adı gericilerin iddia ettiği gibi laikçilik falan değil aydınlanmacılıktır.

Anayasa Mahkemesi kararı çok isabetli olmuştur.

Tek başına ele alındığında Cumhuriyet kazanımlarının korunması ve aydınlanma için mahkeme kararları elbette yetersizdir. Tarikat ve cemaatler devletin ve toplumun içinde örgütlenirken, siyasette hergün din istismarı yapılırken bu karar çok yetersiz kalacaktır. Parası olmayanı eğitimsizliğe, sağlıksızlığa, işsizliğe mahkum eden, çaresiz bırakan, tarikat ve cemaatlerin kucağına düşüren piyasa düzeni durdukça gericilik semirmeye devam edecektir. Çaresiz ve yoksul insanlarımızın onların bu yoksulluklarını suistimal eden gericilerin kucağına itilmeleri, bir başka deyişle kuzunun kurttan medet umması o kadar acı bir gerçektir ki laikim, aydınım, yurtseverim diyen herkesin vicdanını titretmelidir. Bu acı gerçek karşısında iyi niyetli de olsa sivil toplumcu çabalarla sonuç alınması mümkün değildir. Yoksulluğun ve işsizliğin çözümü piyasa düzeni içinde bulunamaz. Ancak eğitimi, sağlığı, sanayileşmeyi, kalkınmayı devletin üstlendiği kamucu bir düzende çözüm mümkün olacaktır. Bu yüzden öyle bir düzeni arkaik, demode, uygulanamaz sayanlar da bize laikçi diyenler kadar gericidir. Laikim deyip üniversitenin şu ya da bu şekilde piyasaya hizmet etmesini savunmak, özelleştirmeleri ve taşeronlaştırmaları onaylamak, öğrencilerin üniversitede aldığı hizmetlere para ödemesini beklemek iki yüzlülüktür ve bize göre başka türde bir gericiliktir.

Tüm bunlarla birlikte Anayasa Mahkemesi’nin kararı önemlidir ve bu kararda anayasa değişikliğine çok kısa sürede “üniversitemizi gericiliğe teslim etmeyeceğiz” diyerek karşı çıkan 7532 akademisyenin payı vardır. Bu vesileyle hepsine içtenlikle tekrar teşekkür ediyoruz. Ülkemizin aydınlık geleceği için bir zorunluluk olduğunu düşündüğümüz aydınlanmacı ve kamucu nitelikte örgütlü bir mücadeleyi üniversitede hep birlikte vermeye çağırıyoruz.

Saygılarımızla,
Üniversite Konseyleri Derneği Yönetim Kurulu

www.universitekonseyleri.org