1 Mayıs’tan geriye kalan
Önce 1 Mayıs’a sahip çıkan, İstanbul’u barbarlara terk etmeyen, kafasını suya, gaza uzatan, orantısız şiddete ölçüsüz akıl ve kararlılıkla yanıt veren tüm emekçilere, emekten yana aydınlık insanlara koskoca bir selam. Yurtsever Cephe ve TKP bayrağını onurla taşıyan, büyük bir titizlik ve disiplinle randevu yerinde buluşan ve başka noktalarda polis terörüne direnirken buluşmaya yetişemeyen dostlara ve yoldaşlara teşekkürler. İstanbul’un dört bir yanında yaralanan yüzlerce kişiye, binaları ağır saldırıya uğrayan DİSK’e ve ÖDP’ye geçmiş olsun.
1 Mayıs geride kaldı ama 1 Mayıs’tan geriye çok şey kaldı. Konunun özel olarak 1 Mayıs’la ilgisi yok. Türkiye işçi sınıfı hareketinin derhal ağırlık koyması ve 1 Mayıs’ta devlet terörünün mağduru olmanın ötesinde mevziler elde etmesi gerekiyor. 1 Mayıs’lar bu yıldan itibaren, daha fazla işçinin sermayeye karşı örgütlü gücünü temsil etmediği sürece anlamsızlaşma sürecine girecektir. Bir, iki... Üçüncüsünde olmaz. Evet ölçüsüz şiddet kullanımı ama burası Türkiye ve Türkiye’de ölçüsüz şiddet kullanımının ölçüsü yok!
Türkiye 1 Mayıs’a sosyal güvenlik reformu ile, işsizlikle, pahalılıkla, iş kazalarıyla, kıdem tazminatının kaldırılması hazırlıklarıyla girdi... 1 Mayıs’ta bunlar konuşulamadı. Konuşulmalıydı...
1 Mayıs bir mücadele günüdür, lakin 1 Mayıs bir siyasi mücadele günüdür.
Artık 1 Mayıs’larda polis terörünü ve bu teröre direncini kanıtlayan on binleri konuşmak yetmez. Teröre direnci taçlandıracak olan sınıfın büyümesi ve iktidarı siyaseten sıkıştırmasıdır. Ne yazık ki öncesi ve sonrasıyla bu 1 Mayıs’ta Tayyip’in “ayaklar başlar” hikayesi olmasaydı, bu neredeyse hiç becerilemeyecekti.
Türkiye işçi sınıfının karşılaştığı en ağır saldırıya yanıt vermek için mücadele edildiği çok da fazla kişiye anlatılamadı. Dışarıdan olayı yorumlayanların çoğunlukla “canım kutlasınlar işte” dedikleri ya da son dönemin yaygın saptaması “AKP kendine demokrat”ta karar kıldıkları görüldü.
Gerçekten yetmez. 1 Mayıs, 14 saat çalışan işçinin “8 saat talebi”ydi, Tuzla’da ölümlere karşı kolektif bir sesti, işsizlik ve şimdilerde açlığa karşı büyük bir protestoydu, paralı sağlık ve eğitim hizmetlerine isyandı, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesine bir yanıttı. Bunların üzeri örtüldü, “demokrasi” konusu üste çıktı. Tamam iyi oldu, AKP’ye demokratlık adına gizli ya da açık destek verenler en az bir hafta utançlarından sokağa çıkamayacaklar. “AKP’yi istemiyoruz” dediğimizde “ne yani darbe mi istiyorsunuz” pişkinliği ile yorum yapanlar, İstanbul’da yaşananları darbe dönemleriyle kıyaslamaya başladılar bile. İsabet...
Ancak buradan devam edemeyiz. Yalnızca inadımızı kanıtlayarak yol alma şansımız yok. Daha fazla işçiyi katmalı, çoğalmalıyız. Şu her yerde 1 Mayıs konusunun iktidarın eline nasıl bir koz verdiğini görmeliyiz. Ağır travma geçiren toplumumuzda olayları bir maç gibi izleyenlerin giderek çoğalmasından rahatsızlık duymalıyız. İnternet Haber adlı bir portalda olaylar “DİSK’in yenilgisi” başlığıyla verilmiş. Haber şöyle: “Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) ‘500 bin emekçiyi Taksim'e çıkarma’ hesabı tutmadı. Değil Taksim'e yürümek, DİSK binasından bile çıkamadılar.” Münasebetsiz birinin yazdıkları ama böyle düşünenlerin sayısı ne yazık ki çok fazla.
Sorun sadece DİSK’in sorunu değildir, dahası DİSK yönetimi bu 1 Mayıs’ta elinden geleni fazlasıyla yapmıştır. Sorun herkesindir. Türkiye işçi sınıfı hâlâ örgütsüzdür, sorun bunu dert eden ya da etmesi gereken herkesindir.
Bu 1 Mayıs işçi sınıfının örgütlülüğünün artmasına yardımcı olmuş mudur? Bu soruyu artık, 2009’da 1 Mayıs işçi sınıfının örgütlü gücünün artmasına nasıl yardımcı olura çevirerek yanıtlamakta yarar bulunuyor.
Bunu yanıtlayalım ki, Hak-İş’in Ankara’da sergilediği müsamereye zorla getirilen “ben burada ne arıyorum, saatlerdir güneşin altındayım” diyen belediye işçilerini sermaye ajanlarının elinden kurtaralım.