Çözüm: Yeni Bir Ülke Yeni Bir Üniversite
AKP Operasyonu: Akademiden Medreseye
Çözüm: Yeni Bir Ülke Yeni Bir Üniversite
AKP'nin ülke çapındaki dengelerde ele geçirdiği inisiyatif, yeni ders yılıyla birlikte akademi kurumunda her tür bilimsel ve çağdaş kazanımı tehdit eden bir saldırı biçimine büründü.
Yalnızca Erdoğan'ın katıldığı açılış listesini gözümüzün önünden geçirmek fotoğrafı elde etmeye yetiyor. Başbakan geride kalan dönemde AKP'nin temsil ettiği bilim düşmanlığına ve piyasacılığa belirli ölçülerde direnç gösteren kurumları tek tek gezmiş, adeta bu “kalelerin düşüşü”nü kutlayan, saldırgan konuşmalar yapmıştır. Geçtiğimiz öğrenim yılının sonunda ülkemizin en büyük ve simgesel üniversitesinde öğrencilerin bulunmadığı bir zamanlama ile fahri doktora alan Erdoğan, istisnasız bütün açılışlarda dinin toplumsal sorunların çözümündeki rolüne ve Cumhuriyet karşısında Osmanlının üstünlüklerine değinmektedir. Bu mesajlar AKP'nin tahakkümüne karşı sergilenen her tür muhalefetten intikam almak anlamını taşır.
Dikkat çekici bir nokta, bu politikanın bir süreç olarak uygulanmaktan ziyade bir operasyon olarak yürütülmesidir. AKP'nin el koyduğu YÖK'le birlikte kadro atamalarında mutlak bir merkezileşmeye gidilmektedir. 12 Eylül faşizminin ürünü olan YÖK, kuruluş günlerinden beri en baskıcı karaktere sahip olduğu evreye girmiştir.
Genç bilim insanlarının karşısına keyfi, hukuksuz, akademik üsluptan büsbütün uzak engellemeler çıkmaktadır. İlerici akademisyenlere yine keyfi soruşturmalar açılmaktadır. Amacın, gerici ve piyasacı dalgaya uyum göstermeyeceği açık kadroları yalnızlaştırmak, sindirmek ve tasfiye etmek olduğu bellidir. Bir dizi üniversitede uygulama “tasfiye kampanyası” deyimini hak edecek ölçülere varmaktadır.
Bilimsel standartlar açısından hep tartışmalı olan üniversite sistemimizde şimdi başka tuhaflıklar ortaya çıkmaktadır. Kadın ve cinsiyet konulu bir bilimsel konferansın açılışının Diyanet İşleri Başkanı tarafından yaptırılması bunlardan yalnızca biridir.
AKP'nin bu politikalarının, akademinin dünya çapında maruz kaldığı neo-liberal kuşatma ve yeniden yapılandırmayla paralellik taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır. Batı dünyası bilimsel üretimi doğrudan piyasa ilişkilerine tabi kılmayı, üniversite yönetimlerinde tekelci sermayenin etkisini güçlendirmeyi öngören bir süreç yaşamaktadır. Liberalizmi demokratikleşme, demokratikleşmeyi batılılaşma sanan kesimler, AKP operasyonunu sempatiyle karşılamak gibi derin bir yanılgı içindedirler. Zaten doğası gereği piyasanın ve sermayenin parçası olarak yapılanan özel üniversitelerden sonra, şimdi de kamu üniversitelerini danışma kurulları aracılığıyla sermayenin belirlenimine açmaya dönük bir girişim gündemdedir. Özlük hakları tırpanlanan akademi kadrolarının geçim için elde proje piyasada fon aramaları sistemleştirilmek istenmektedir.
Operasyondan öğrenciler de paylarını almaktadır. Yüksek oranlı harç zamları tehdidinden sonra, gençliğin karşı çıkışı sonucu daha düşük oranlı zamlarda karar kılınmıştır. Ancak burada AKP'nin “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” taktiği de ihmal edilmemelidir. Öğrencileri müşteri konumuna yerleştiren piyasacı modelin yine bu dönemde büyük bir itilim ve şiddet kazandığı görülmektedir.
Diğer yandan ilerici öğrencilerin sosyal, kültürel ve siyasal etkinliklerine zorbaca kısıtlamalar getirilmekte, üniversitede polisiye atmosfer ağırlaşmaktadır.
Bu bütünlüklü saldırının karşısına kuşkusuz aydınlanma değerlerinden, bilimden, özgürlükten, temel bir insan hakkı olarak eğitimden yana olan bütün güçler dikilmelidir. Ancak bu karşı çıkışın, AKP'nin yıkmakta olduğu sistemin muhafazasıyla mümkün olduğunu düşünmek mümkün değildir. Yıllardır eğitimin metalaştırılmasına sessiz kalan, proje-fon sarmalından pay almak için pazarlığa yönelen, piyasaya tabi hale gelmeyi toplumla bütünleşmek olarak rasyonalize edenlerin laiklik ısrarının ne inandırıcı olması ne de sonuç alması mümkündür. Piyasacılık AKP rejiminde gericilikle bütünleşmiştir. AKP medreseleri sermaye düzeninin gereksinimlerine en uygun modeli temsil etmektedir.
Kolay çözüm yollarının kapandığı görülmeli, çok daha köklü ve bütünlüklü çözüm arayışlarına yönelmekten artık çekinilmemelidir. Türkiye Komünist Partisi, yeni bir ülkede yeni bir üniversitenin mümkün ve biricik gerçek çıkış yolu olduğunu düşünmekte, Akademinin bilimden, çağdaşlıktan, aydınlıktan yana insanlarını selamlamaktadır.
Üniversitelerde AKP karanlığına karşı her direnç noktasına TKP elinden gelen katkıyı koyacak, tüm güçlerini bu direncin yaygınlaşması için seferber edecek, 6 Kasım’da Türkiye’den yükselecek aydınlık sese soluk katacaktır.
Türkiye Komünist Partisi
Siyasi Büro








