Statükoya ölüm, yaşasın cumhuriyet!

5 March 2009

soL Dergisi 269. sayı

Birileri AKP’yi durdurmaya çalışıyor olabilir. Eldekini kurtarmaya, kaybedilen mevzileri yavaş yavaş geri almaya... Elde ne varsa değerlidir. Kaybedelin mevzilerin geri alınması da... Ancak önce gerçekleri görmeyi engelleyen bir saplantıdan kurtulmak gerekiyor: AKP Türkiye’yi bir yerlere götürmüyor. AKP Türkiye’yi bir modelde tutan fren mekanizmasını kaldırdı. Türkiye statükosuna kavuştu ve bu haliyle bir bütün olarak sürükleniyor. Bu nedenle hâlâ “statükoyu korumaya çalışan” halk düşmanları da, “statüko” diye yel değirmenlerine saldıran aklı evvel solcular da boşa zaman harcıyor. Türkiye’de statüko hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Bu yüzden cumhuriyet fikri artık ancak sosyalizmle yaşayabilir.

“Türkiye bir dünya devi olacak”... “İstemeseniz de imparatorluğa dönüşeceksiniz”... “Türkiye krizden güçlenerek çıkacak”... “En dayanıklı ekonomilerden birisiniz”...

“Türkiye büyük risk altında”... “Sıra Türkiye’ye geliyor”... “Türkiye yönünü şaşırdı”... “Türkiye’nin geleceği tartışılıyor”...

Değişik kişiler, değişik yayın organları, değişik güç odakları... Farklı değerlendirmelerde bulunup, karar merkezlerini farklı bir doğrultu adına etkilemeye çalışıyorlar diyebilirsiniz. Yazılan, söylenen her şeyi ciddiye almak durumunda da değilsiniz. Bir bölümü sütun doldurmak için hazırlanmış makaleler, bazıları uzatılan bir mikrofona kayıtsız kalamayan bir yetkilinin boş lafları...

Ama toplama bakarsanız bütün bunlardan bir sonuç çıkıyor. Her birine yüklenebilecek anlamın ötesinde bir sonuç: Türkiye’yi aptallaştırma ve hareketsiz kılma stratejisi.

Yukarıda bazı örneklerini verdiğim saptamalardan her gün onlarcası medyamız tarafından çevrilip kullanılıyor. Bire bin katılıp daha heyecanlı hale getirilenler de cabası. Dikkatle izleyin, gazetelerin köşe yazarları bunların içinden işlerine gelenleri referans alarak “düşünce” üretiyor, siyasi partiler bunlar üzerinden polemik yapıyor, devletin kurumları bütün bunlara bakarak strateji belirlemeye çalışıyor.

Nafile! Aptallaşma oradan başlıyor. Bugün adım adım kendi belirlediği hedeflere doğru gittiği kanaati uyandıran AKP dahil olmak üzere, kimse sürece bütünüyle hakim değil. AKP gücünü, ayağını gazda tutmasından ve el frenini tamamen boşaltmasından alıyor. Yön duygusu, stratejiler... AKP de bu açından duruma hakim değildir, devletin kurumları da. Askere “frenle oynamaması” öğretilmiştir. Başka bir şey bildikleri kuşkuludur. CHP, cumhuriyet ve halk düşmanlığına demirli olduğu oranda, Türkiye ile beraber sürüklenmektedir.

Toplumda da “her şeyin ama her şeyin olabileceği” düşüncesi yaygınlaştırılarak “bekleme” hali yaratılmıştır.

Ama muhafazakar olduğu ileri sürülen ve gerçekten de öyle olan bir toplum bu kadar büyük bir ivmeyle sürüklenirken nasıl ses çıkarmaz?

Çıkarmaz, çıkaramaz çünkü sürüklenme topludur, ülkemiz altındaki zeminle birlikte felakete doğru sürüklenmektedir. Muhafazakar toplum, “iç hareketlere” karşı muhafazakardır, topyekun kayıldığında elinden bir şey gelmemektedir.

Bu fizik açıklama. Geçerlidir...

Tarih de aynı sonuca başka araçlarla ulaşmaktadır. Sosyalist devrimler için söylediğimizi hatırlayalım: İleri doğru gitmezse, düşer! Sovyetler Birliği ileri doğru gidemediği için dağıldı; komünist parti ileriye doğru gitme iradesini yitirdiği için yüz kızartıcı biçimde sonlandı.
Burjuva devrimlerinde durum farklıdır. Burjuvazi iktidarın alınmasıyla birlikte tutuculaşır, tutuculaşmak durumundadır. Burjuvazinin devrimci karakteri geçicidir, siyasal iktidarın konsolidasyonu ile birlikte gerici bir konumlanış içine girer.

Bizde de böyle olmuştur.

Ancak bizde ilaveten başka bir şey daha olmuştur.
Kemalist dönüşümlere Türkiye’de ve dünyada azımsanmayacak araştırmacının özel bir değer verdiği açık. Bir bölümünün karşılığı yok ama soldaki hiçleştirime girişimleri ne olursa olsun, Türkiye’de burjuva devriminin özgün ve tarihsel açıdan küçümsenmemesi gereken yanları olduğu da bir gerçek. Neden? Çünkü zayıf sınıfsal dinamiklerle, ideolojik açıdan oldukça tutucu bir toplumsal yapıda ileriye doğru cüretli bir hamle yapılmış. Bu ne hakla küçümsenecek?

Bir burjuva devriminden söz ediyoruz ve kısa sürede kurulan iktidarın tutuculaşmasına şaşırmıyoruz.
Lakin yeni düzenin tutunamaması, kolay anlaşılır bir olgu değil.

Türkiye’de burjuva devriminin ürünü olan siyasal yapı, adını da koyalım Türkiye Cumhuriyeti tutunamamıştır, artık bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Statüko kazanmıştır.
Hangi statüko?

Hiçbir zaman gerçekte gerilemeyen, geriletilmeyen bir ideolojik-siyasal paradigma, bugün farklı sınıfsal aktörlerin elinde aslında statükoyu kendisinin temsil ettiğini göstermiştir. Yeni siyasal ve ideolojik renklerle kucaklaşmış, onlardan beslenmiş ve 1920’lerde verili zemini zorlayarak “iktidar” olan ama o zemini değiştirmeye kalkışmayan “öteki”ne “çekil” demiştir.

“Öteki”, Ekim Devrimi’ne borçluydu, Ekim Devrimi’yle ölümcül mücadeleye giren emperyalistlerin “dış desteği”ne ve kabullenmesine borçluydu.

Bitti. Türkiye burjuva devriminin, cüretli bir hamleden sonra “tutunma eşiği”ni yakalayamadığını, toplumsal açıdan gerekli asgari dönüştürme iradesini gösteremediğini “Cumhuriyet” yanlılarının kabul etmesi gerekiyor.

Bu başarısızlığın nedeni halk düşmanlığıdır. Burjuva sınıfından söz ediyoruz ve yapacak bir şey yok öyle mi?

O halde önümüze bakalım. Şu an itibariyle AKP ülkeyi bir yerlere götürmüyor. Türkiye bir yerlere gidiyor, AKP şu ya da bu nedenle cumhuriyet dönemi boyunca işe yarayan fren mekanizmalarını iptal etti. Daha doğrusu birileri AKP’ye o görevi verdi.

Bunu şu nedenle söylüyorum: Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak, evet! Sonuna kadar! Ama unutmayın, statükoya sahip çıkarak mümkün değil. Çünkü statüko Osmanlıcılıktır, çürümedir, dağılmadır, 1907 yılıdır, 1914 yılıdır... Sömürgeleşmedir, gericiliktir, hilafettir, mandacılıktır.

Bunları mı koruyacaksınız?

Türkiye, sürüklenmekten ancak sosyalizm çapası ile kurtulur. Bu kadar basit.

kokuyan@sol.org.tr