Menderes idam edildi. Komünistler olarak idama karşıyız. İdam cezasının kaldırılması sırasında bunu savunduk, sözümüzü söyledik. Menderes idam edildiğinde yasalarda “idam cezası” vardı ama Menderes’in idamı hukuksuzdu, son günlerinde yaşadıkları da insani olarak onaylanacak şeyler değil. Ancak... Bu Menderes’i bir demokrasi kahramanı yapmaya yetmiyor. Bu düzende çokça gördüğümüz halk düşmanlarından birisi olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Menderes’in, sömürü düzeninin, Amerikancılığın ve gericiliğin sembol isimlerinden olduğunu unutmamız büyük bir hata olur. Özal idam edilmedi. Darbeyle indirilmiş de değil. Tersine bütün hükmünü 12 Eylül darbesine borçluydu. Kalp krizi geçirdi. Fazlasıyla kiloluydu, sadece Türkiye’nin değil dünyanın pek çok hekimi ona hizmet ediyordu ama geçirdiği kalp krizi büyük bir sürpriz olmadı. Öte yandan, Özal’ın devlet içi bir hesaplaşmayla öldürüldüğü konusunda da güçlü kanıtlar var. Derin devlet denilince akar sular durmuyor. Özal’ın oldukça maceralı bir Kürt açılımı yapmaya hazırlandığı, bu nedenle “halline” karar verildiği söyleniyor ama her şey bir yana “Özal çözümü” denilen emperyalist bir çözümdü. Türkiye’nin Kürt sorununu, komşu ülkelerdeki Kürtlerin hamiliğini yaparak buralara “akın etmekle” çözmeyi düşünmek çılgınlık değil de nedir? Bu çözüme karşı çıkan derin odakların Kürt düşmanı olmaları, bu çözümün halk düşmanı karakterini değiştirmiyor. Üstelik Özal’ın hayatındaki en önemsiz detay bu. 12 Eylül’ün ekonomi şefi, darbecilerin gözdesi, bankerler skandalının baş sorumlusu ve Zonguldaklı maden işçilerinin deyişiyle “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı”... Özal işte bu. Özal’ı emekçi halka kabul ettirmek isteyenler, onun temsil ettiği düzenin sürdürücüleri. Özal’ı sevmiyoruz. Temsil ettiği sömürü düzenini sevmiyoruz. Kucak kucağa olduğu dinci gericiliği sevmiyoruz. Tartışılmaz Amerikancılığını sevmiyoruz.